FİNAL
Sabah 8 buçukta dayanmıştı kapısına. Çantasını alıp çıktığında karşısında gördüğü manzaraya çok şaşırmıştı kadın.
- hazır mısın? - diye sordu geceyi açık gözle geçirip sabahın köründe elinde gök kuşağının her renginde çiçeklerden oluşan küçük buketle kendini burada bulmuş adam.
- evet... Okula gidiyorum... Niye ki? Ne gü... - çiçeklerden gözünü alamayan ve hala rüya denecek kadar güzel olan bu sürprizin büyüsünden ayılamayan kadının sözünü ağzında bıraktı Yunus:
- nüfus cüzdanın çantanda mı?
- evet, ama...
- hadi gidelim o zaman. Okul bekler. - deyip elinden tutarak merdivenlerle aşağı götürdü onu.
- Ama... Ama Yunus... Gerçekten okula gitmem gerekiyor... Çok önemli... Hem kapıyı kitlemedim... Yunus, ablam henüz gelmedi... Tekbaşına kaldı çocuk.. - diye kendini gülümsemekten alamayan ama gerçekleri de unutamayan ve merdivenlerle sanki kendi bacakları ile değil Yunusunkilerle inen kadın.
Yunus binanın çıkışında nihayet durdu:
- Bitanem, bu gün gitmezsen nolucak? Ha? Hem öğrencilerin de tatilde. Ablanı da arabaya oturduktan sonra arayıp eve girene kadar orda bekleriz... Bizi böyle görmesin ama, yakalarsa kurtulamayız Esma abladan - pes edecek gibi değildi Yunus. Gözleri büyülenmiş gibi bakıyordu.
- Nereye gidiyoruz? - nihayet sorabildi. Azönceki hızlı inişten ve heyecandan soluksuz kalmıştı Keriman.
Artık biraz sakinleşmekte fayda olduğunu düşünen Yunus elinde unuttuğu çiçekleri Kerimana uzattı. Kadının kısa, hafif ve beyaz yaz elbisesinin, toplanarak uzun boynunu gözler önüne seren siyah saçlarının, parlayan gözlerinin, gülen dudaklarının ve zarif teninin yanında daha da güzelleşmişti onlar. Yüzünü elleri arasına aldı ve o eşsiz özel sesiyle konuştu Yunus:
- evleniyoruz, aşkım... Yıldırım nikahı yapmaya gidiyoruz... Akşam da herkesi toplayıp düğünümüzü yapıcaz... Bir saat sonra karım olucaksın... Anlayabiliyor musun?
Alamadılar gözlerine dolan mutluluk gözyaşlarının önünü... Nasıl birşeydi bu? Niye bukadar mutluydular? Niye bu kadar hızlı atıyordu kalpleri? Bir-birilerine olan aşkları mı artacaktı o imzayla? Daha mı çok seveceklerdi? Daha mı çok arzulayacaklardı bir-birilerini? Hayır...
Biirlikte yaşamak...
Ortak ev...
Zamanı paylaşmak
Belki birilerine çok sıkıcı, hatta dayanılmaz gelebilirdi. Ama bunun kiymetini bilmeleri için çok ciddi nedenleri vardı onların. İç-içe olmak, vücutlarında ve ruhlarında yaşadıkları yarımkalmışlığı bir daha hissetmemek fikri o kadar rahatlatıyordu ki... Bu kadar mı özlenirdi bir koku?! Bu kadar mı özlenirdi hafif rüzgarla alnına savrulan saçların yarattığı görüntüsü bir adamın?! Bu kadar mı beklenirdi kipriklerini indirip güldüğünde tüm dünyayı deyiştirebilecek bir güce sahip olan yüzü kadının?! Artık Kerimanın her eşyasında, her yaptığı şeyde bir Yunus, Yunusun her eşyasında, her yaptığı şeyde bir Keriman demekti bu. Zamanla Kerimanda bir Yunus, Yunusda bir Keriman beliricekti. Ne kadar ihtiyacı vardı bu iki zıt insanın kendilerinde bir-birilerini barındırmaya?! Bu kadar mı ihtiyaç duyabilirdi iki insan bir-birine?!
Birlikte yaşamak...
Ortak ev...
Zamanı paylaşmak...
-----------
Birkaç dakikalığına da olsa arabada bırakmaya kıyamadığı çiçekler elinde Yunusla mahalleye girdiklerinde onları ilk selamlayan Vehbi olmuştu. El sallayarak:
- Yunus! Hoşgeldin! - diye bağırmış, sonra da o garip kahkahasıyla gülmeye başlamıştı. Aslında biraz önce evlendiklerinden habersizdi. Ama dün gece düğündeki hallerinden bu efsanenin yeniden geri döndüğünden emindi artık "Gülen Adam".
Cevabında gülümseyerek Yunus da ona el sallamıştı uzaktan. Evin kapısına doğru yönelmek istediklerinde kulağı hep dışarda olan ve Vehbinin sesinden geldiklerini anlayan Esma hemen camı açıp kendini ordan dışarı atacakmış gibi boylandı. Sabah Kerimanın evine gittiğinde orda olmadığını görüp hala uyumakta olan Canı kontrol ettikten sonra aramıştı kardeşini. O an ablasının eve girdiğini görür-görmez arabayı çalıştırarak mahalleden uzaklaşan Yunusla Keriman menzillerine ulaşmak üzereydiler:
- Keriman nerdesin sen? Ne vardı bu kadar erken gitcek?! Hani konuşucaktık senle? - Canı uyandırmamak için sakin konuşmaya çalışıyordu. Dün gece olanları detaylarına kadar bilmek istiyordu Esma.
- abla kapatmam gerekiyor, sonra konuşuruz...
- kız nerdesin sen? Delirtme şimdi beni!
- üff abla, Yunuslayım, nikahımızı kıymaya geldik, nikah memuru gelicek şimdi, hadi kapat... - söylemezse kurtulamayacağını biliyordu.
- ne?! - telefonda öyle bir bağırdı ki Esma, Can uykudan dik atıldı - ne nikahı?! Kızım sen delirdin mi?! Bu işler böyle mi yapılır?! Elçilik nerde?! Nişan nerde?! Ne haltlar karıştırıyorsunuz siz?!
- ay, abla ne bağırıyorsun?! Canı uyandırıcaksın şimdi. Bak kapatıyorum! - bu kez gerçekten kapatmak zorundaydı Keriman.
- Keriman! Keriman! Getirtme beni oraya şimdi!
- ... - Keriman telefonu kulağından uzaklaştırdı. Zaten ses yeterince geliyordu ki, Yunus kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu.
- Yunusa ver telefonu! Yunusa ver diyorum telefonu!
Keriman telefonunu Yunusa yaklaştırdı. Yunus arabayı kullanmaya devam ederek öylece uzaktan:
- ablacım, Esma ablam, ben bu kızı başka türlü nikah masasına götüremeyeceğimi anladım. - dedi. Keriman ona bakıp gözlerini kıydı. Yunus suçlu-suçlu "naapiyim" der gibi omuzlarını ve kaşlarını kaldırarak gözlerini bereltti - O yüzden önce bi evlilik cüzdanımızı alalım, sonra gelip elinizi öperiz biz. Tamam mı? Söz!
- ordan çıkıp hemen buraya geliyorsunuz, duydunuz mu beni?! Gelmezseniz bacaklarınızı kırarım sizin!
Konuşmalarından bir saat geçmesine rağmen hala hırsı soyumayan Esma kardeşinin eve gelmesini bile bekleyemeden ordaca sesini başına atıp kollarını uzatarak azarlamaya başladı onu:
- oldu mu Keriman, oldu mu şimdi bu? Biz sana herşeyimizi anlatalım, sen hiçbişey anlatma! Herkesten gizli git evlen, tamam mı?! Senden de hiç beklemezdim, Yunus. Yapılır mı, oğlum, ablana bu, ha?!
- abla, - dedi ve çok utandı Keriman.
Sese tüm komşular bir-bir balkona çıkıyorlardı.
- abla deme bana! Duydun mu beni?! Abla deme bana! -------------. - bağırıyordu ama onu böyle elinde çiçeklerle ve hiç eksimeyen yüzüyle gördükçe yumuşamaya başlıyor, mutluluk gözyaşlarına engel olamıyordu. Muhsin bu mağdurları karısının elinden kurtarmak için merdivenlerle aşağı inmekteydi.
Muhsini görünce Yunusla Keriman yeniden evin girişine doğru dönmek istediler. Ama anlaşılan o ki onları bu gün bu sokaktan bırakmamaya sözleşmişti herkes. Karşıdan olanları izleyen ve artık dayanamayan Sevgi bile dile geldi:
- Yunus?! Ablam?! Aşkolsun, yapılır mı böyle şey?.... - Ziya onun kolundan tutarak "bırak rezil ediyorsun adamı" diye durdurmuştu karısını.
Ama Yunusla Keriman olanlara gülümsemekten başka birşey yapamıyorlardı. Herkesin bu halleri onlara çok komik gelmekle yanaşı hem de biraz utandırıyordu ki, hep kaçmak üzereydiler. Ama bu kezde Emrelerin düğünü için köyden gelmiş ve hala Sevgilerde olan Yunusun annesi durdurdu onları:
- Kızlar, yeter artık! Görmüyor musunuz yüzlerinde güller açıyor yavrularımın?!... Yazık değil mi onlara?! Yunus oğlum, en iyisini yaptın! Allah mesut etsin! Bir yastıkta kocaltsın! Çoluk-çocuk sahibi olasınız! Hadi eyvallah, al götür karını!
- Allah tamamına erdirsin! Mutlu mesut yaşayın! - Kadriye ablada duyurabilmişti sesini uzaktan.
Bayaktan sokağın ortasında el-ele tutup kımıldayamayan hale gelen yeni evliler bir-birilerine ve bu balkonlara bakarak gülmekten alamıyorlardı kendilerini. Durmadan seslenen duaların, tebriklerin, güzel dileklerin eşliğinde karısının elini bırakarak bu kezde omuzundan tutarak kendine doğru çekti ve sarıldı ona Yunus. Kerimanın yanakları allanmıştı. Bu haberi böyle paylaşacakları akıllarına bile gelmemişti.
Birden bu ses-küyün arasından güçlü bir ıslık sesi geldi. Ses gelen tarafa döndüklerinde gece nöbetinden dönen karısı İclali karşıladıktan sonra onunla bir köşede kol-kola olanları izleyen Faruğun "bravo!" diyerek onları yürekten alkışlamaya başladığını da gördüler. Şimdi herkes ona katılmıştı. Yunus artık kahkaha atıyordu. Başını bir az eyip karısının saçlarından öptü. Keriman başını kaldırıp ona baktı. Mutlulukları paylaştıkça artıyordu. Bir-birilerine aşkla, sevgiyle, gururla, umutla bakıyorlardı.
Bayaktan sandalyesini çekip kahvenin dışarısında oturarak olanları sessizce ve sürekli dolan gözleriyle izleyen Nafi amcanın bile yüzünde gülümseme seziliyordu. Oğlunun yaptıklarına göre duyduğu utançla yanaşı bunda kendi payının olduğu gerçeği de hala sızlayan vicdan yarasının kabuk bağlamasına izin vermiyordu.
Duyan, duymayan herkes bu birkaç dakikanın içinde dışardaydı artık. Yeni gelenlerin "nolmuş" soruları, haberdar olanların "evlenmişler", "yıldırım nikahı yapmışlar" cevapları kaynıyordu aralarda. Mutluluktan dolan gözler, gülen yüzler gittikçe artıyordu. Can bile aşağı koşarak annesine sarılmıştı. Esma, Sevgi, Ziya, Muhsin ve herkes gülüyordu. Herkes herşeyi unutup sadece bu sevincin bir parçası olmak istemişti. İboyla Hande bir kenarda sarılarak onlara büyük hayranlıkla bakıyorlardı. Bal ayına gitmezden önce evden birkaç şey almak için mahalleye dönen Mügeyle Emre bile şaşırmıştı. Bu güzel anı ebedileştirmek gerekiyordu. Müge her zaman özendiyi bu müthiş ikilinin fotoğrafını çekmek için hemen telefonunu çıkardı. Ama bu resimlerde yalnız onlar değil, arkalarındaki balkonlardan, sokağın her köşesinden beliren yüzler de vardı. Bu güzel yaz sabahında mahalledeki ağaçlar bile sanki daha yeşildi. Yunusun mavi çizgili gömleyi, Kerimanın beyaz elbisesi, balkonlardaki çiçekler... Tüm renkler daha parlaktı sanki bugün. Yıllarca Mügenin kitabının arasında koruyup sakladığı resmi yenilemenin zamanıydı artık. Bundan sonra kitapların arasında, kutuların içinde kalmayacaktı ama o resimler. Mutluluğun simgesi olarak kim bilir kaç evde çerçevelenecekti.
Bir avucunda oğlunun eli, diğerinde Yunusun verdiği çiçekler baktı onun yüzüne, gözlerine ve sordu:
- Birisi düğün mü demişti?
O da baktı ve düşündü: artık her sabah uyandığında görebilicekti Kerimanının yanaklarındaki bu gamzeleri.
Birisi düğün mü demişti? Bundan daha büyük, bundan daha güzel düğün olabilir miydi? Yıllarca sokağının her karışında ayakizleri ayakizlerine karışmış bu mahalle insanlarının hakkı değil miydi bu düğün? Ellerinde büyümüş bu aşk hikayesinin mutlu sonuna giden uzun yolculuğun başlamasına şahit olmak, bunun dünya boyda sevincini paylaşmak hakları değil miydi?!
Ne kadar çok özlemişti mahalle öz efsanesini?!
Ve bir zamanlar doğurduğu yavrusunu yeniden kucağına almış gibiydi...
Ve final :) teşekkürler, Meral hanım:) bitirememem omuzlarımda bir yük gibi olmuştu, sayenizde kendim için sona erdirdim bu yarımkalmışlığı :)
YanıtlaSilRica ederim,ben ne yaptım ki.. Yazan,sensin.:) Aklına,gönlüne ,eline sağlık..
YanıtlaSilBu birinci versiyondu :) ikinci,üçüncüleri de görmek (yazman ) umut ve dileği ile :))
asıl ben sizin versiyonunuzu merak ediyorum. nolur bizi çok intizarda bırakmayın:)
YanıtlaSilaslında bu senaryodaki olaylardan, yani Kerimanın gerçekleri ortaya çıkmazdan önce, kaset ve uyuşturucu meseleleri döneminde olanlarla ilgili yine aklımı kurcalayan sahneler, diyaloglar var. bakalım, geliştirebilirsem, yine yazarım belki. bunun için, yani yazıya alabilmem için ilham gerekiyor, ama maalesef geri dönüp bölümleri izleyemiyorum... o yüzleri, bakışları görmek, müzikleri duymak artık acı veriyor doğrusu :(