20 Nisan 2014 Pazar

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 7.kısım

Kerimanla Yunus evlenme kararı aldıklarında Emreyle Müge henüz ilk okuldaydılar. Kadere bak... Şimdi onların düğününde iki yabancı insan gibi bakışları karşılaşmasın diye sırayla uzaktan bir-birilerini izliyorlardı.

İki aydır doğru-düzgün göremiyordu yüzünü...Gördüğünde de ne söyleyeceyini bilemiyordu... Konuşmaya çok ihtiyacı olduğunu görebiliyordu. Ama yine de fazla iletişime giremiyordu onunla... Gittikçe daha fazla içine kapandığını sessizce seyretmek zorunda kalıyordu. Hangi konuda konuşurlarsa konuşsunlar dönüp-dolanıp yine kendi çaresizliklerine dokunacaklarını biliyordu çünki. Daha fazla acıtmak istemiyordu onun canını. Ve böylece hergün biraz daha uzaklaştığını düşünüyordu kendinden. Bir yol bulamıyordu bu çıkmazdan.

Mesela şimdi tam baktığı semtte oturan bu siyahlı kadın - evet, siyahlı çünki yine siyah saçları, siyah kalemli gözleri ve zarif vücudunu daha da belirginleştiren omuzları açık (offshoulder) uzun siyah elbisesiyle başka şey düşünmez hale getirmişti onu... Bu güzelliye dokunamaması, o gözlerin derinliklerine yakından dalamaması, onun yüzüne istediği kadar bakamaması, onunla istediyi konularda istediyi kadar konuşamaması neyin cezasıydı? Bunu haketmiyorlardı... Bu uzaklığı hakedecek hiçbirşey yapmamışlardı.

Hapishanede bile kendini bu kadar mahpus hissetmemişti. Şimdi yeğeninin aylardır sabırsızlıkla beklediyi düğünü geçen sahildeki bu açık restoran bile ona hapishane gibi geliyordu. Yapmak isteyip yapamadığı şeylerin hapishanesi. Daha fazla dayanamadı bu mahpusluğa. Çıkıp yüzü denize doğru yürümeye başladı.


Gizemleri kaybettiyinden nerdeyse 2 ay geçiyordu. Hala kabüllenememişti bu kaybedişi. En yakın arkadaşlarıydı onlar... Hayatının en mutsuz, en dehşetli anlarının şahitleriydi. En facialı haliyle sığınmıştı onlara. Son zamanlar araları hep kötüye doğru gitse de Müfitle ilgili de çok güzel hatıraları vardı. Ve en önemlisi onlar Canın anne-babasıydılar.
Tam anlamıyla anne-baba olmuşlardı çocuğuna. Bu 9 senede nerdeyse her gün onlardan herhangi bir yolla haber tutmasına rağmen birkere hissetmemişti bundan zorlandıklarını. Yalnız arkadaş değillerdi onlar... Dost, kardeş, bazen abi, abla, hatta anne, baba olabilmişlerdi ona zamanla.

Ve bu kayıpla kendini bir karanlıkta hissedecek kadar kahrolurken bir de suçluluk duygusu gelmişti üzerine. Hiç istememişti böyle olmasını. Hiç istememişti... Ama olmuştu... Hem de böyle bir zamanda... Canla ve Yunusla ilgili geleceyine dair tereddütler yaşadığı dönemde... İçinde biryerlerde hep suçluyordu kendini zamanında böyle düşüncelere daldığı için... Böyle mi olucaktı? Böyle mi kavuşacaktı oğluyla ortak hayata?

Ama zamanla daha farklı şeyler öğretiyordu ona bu acı. Daha başka dersler veriyordu... Mutluluğu ertelememek dersi... Geç kalmamak dersi... Gittikçe daha çok farkına varıyordu hatalarının. Ve bunlar da son birkaç haftada daha çabuk iyileşmesini sağlıyordu. Yunusa bir cevap vermek için kendini hazır hissetmesini bekliyordu. Yeniden onu ve kendini hayal kırıklığına uğratmamak için...

İyileşmek için diğer en büyük nedeni de Candı. Onun için biran önce toparlamalıydı. Annesini ve babasını kaybettiklerini çocuğa anlatmak hayatındaki en zor konuşma olmuştu belki de. Can duygularını fazla sesli yaşayan çocuk değildi. Bu kez de öyle olmuştu. Kendini iyi göstermeye çalışıyordu, ama Keriman herşeyi biliyordu. Biraz daha böyle devam etseydi psikolog yardımı istemek üzereydi. Ama yine de Yunus... Yine de en zor anında yetişmişti imdadına. Canla birlikte çok vakit geçiriyordu ve bundan zevk aldığını da görebiliyordu Keriman. Cana da çok iyi geliyordu Yunusla konuşmak, onunla birlikte birşeyler yapmak. Acaip özel bir bağ yaranmıştı aralarında. Keriman çok çaba sarfediyordu ama hala kalp ağrısı olmadan izleyemiyordu bu ikiliyi. O yüzden de ne kadar çalışsa da onlara pek fazla katılamıyordu. Sadece onun oğlu olduğu için değil, hem de farklı ve yaşına uygun olmayan bir olgunluğa sahip, karakterli çocuk olduğu için bu kadar iyi anlaştıklarını biliyordu. Ama az kalsın öldürdüyü adamın çocuğuyla çok özel bir ilişki yaratmış bu kocaman yürekli adama hala kıyamıyordu.

Aslında şu an hayatta en çok istediği şey biraz ilerdeki yüzü denize taraf olan, elleri cebinde, omuzları herzamanki gibi biraz bükük halde dayanmış siyah gömlekli adama yaklaşmak, başını onun sırtına dayamak, omuzlarına sarılmak ve ondan özür dilemekti. Ama ondan önce başka birşey yapmalı olduğuna inanıyordu.

Kumsallığa inmezden önce ayakkabılarını çıkarıp oradaca bıraktı. Elbisesinin eteyini elleriyle biraz kaldırıp ayaklarını toprağa bastı. Yunus denizin sesinden onun gelişini hissedememişti:
- Bu kez izin vericem, söz..
Sese hemen başını çevirdi Yunus. Yüz ifadesinden sevinç karışık bir şaşkınlıkla yanaşı söylenilenden de birşey anlamadığı belli oluyordu ki, Keriman daha da kendinden emin bir şekilde söyledi:
- söz veriyorum, artık sözünü kesmeyeceğim.
Siyah gömlek çok yakışıyordu Yunusa, tıpkı Kerimana siyah elbise yakıştığı gibi. Bir-birilerine bakarken akıllarına hakim olan bu aynı düşüncelerden habersizdiler.

- tamam... Tamam... Anladım - Diye sonunda zorlukla da olsa gözlerini ondan ayırabildi. Bir saniye bile tereddüt etmedi. O günden beri taşımaya devam ettiyi yüzük kutusunu cebinden aldı, avuçlarında tutarak yine ona baktı ve
- evlenelim mi, Keriman? - dedi.
Çok ve büyük sözlerle konuşmayı sevmediğini biliyordu Keriman. Üstüne de eğer usanmışsa, yalnız bu kadarını söyleyebilirdi. Önemli olan bakışlarıydı... Onlar yeterince konuşuyordu...
- nasıl? - diye Yunusun sabrını sınavdan geçiriyordu sanki.
- allah aşkına beni delirtmek mi istiyorsun, Keriman?! - biran önce sevdiğine kavuşmanın sabırsızlığı delirtiyordu Yunusu - Artık evlenelim mi diyorum - tekraren sordu Yunus ve ardından öyle bir baktı ki, Keriman daha fazla dayanamayacağını anladı. Adım-adım Yunusa yaklaştı ve sadece:
- evlenelim... - dedi.
- nasıl? - sabrıyla oynamak aklının ucundan bile geçmiyoru, sadece kulaklarına inanamadı.
- evlenelim, Yunus, - hiç alınmadan onun avuçlarından kutuyu aldı ve gözlerinin içine bakarak daha büyük bir eminlikle bir daha dedi - evlenelim.
Yunus derinden bir nefes alıp Kerimanın başını avuçları arasına aldı, hafifce sıktı, sıktı ve artık gülümseyerek:
- axxx, axxx, Keriman, axxx- dedi. Sonra da bir eliyle onun başını kendine doğru çekti, alnından öptü ve bağrına bastı...

Biraz böylece sarılarak durdular. Sonra birşey hatırlamış gibi ayrılıp kadının elindeki kutuyu aldı:
- artık yerini almalı değil mi ama? - İkisi de gülüyordu. Mutluluklarını şimdi bağırararak yaşasaydılar, tüm şehri ayağa kaldırabilirlerdi belki.
Ve o yüzük aşık olduğu kadının parmağında ebedi yerini buldu...

Kerimanın yüzük olan eli hala Yunusun elindeydi. Napacaklarını bilmeden bakıyorlardı birbirlerine liseli aşıklar gibi. İstenilen an akrabalarından birine yakalana bilirlerdi. Yunusun kalbinden geçen de şuan karşısındaki bu siyah-beyaz güzelliyi öpmek, ona hiç ayrılmadan sarılmaktı. Ama bu Kerimandı... Onunla ilgili herşey özeldi... Ve özel olarak da kalıcaktı... Hem ayların, hatta yılların birikmiş özlemi ve tutkusuyla şuan alışıp yanan ve bunu vücut dilleriyle bile saklayamayan bu ikilinin arzularını bir öpücük nasıl dindirebilirdi ki...
Çok uzakta olmayan ve hala eylenmeye devam eden kalabalığa işaret ederek nihayet dillendi Keriman:
- biraz daha geç kalırsak ablam kalkıp buralara kadar gelicek.
Bu sahneyi tam anlamıyla akıllarında canlandıra bildiler ki, gülmeklerini tutamadılar.
- e gidelim o zaman! - sanki yeniden doğmuştu Yunus bu sözleri söylerken.
Denize arkasını dönüp kollarını yanlarına salarak Kerimanın taraftaki avucunu açtı. Kendi elini o avuca yerleştiren sevdiyi kadınla şarkıda söylediyi gibi tüm kötü hatıralarını denize bırakıp yeni ve mutlu hayallerini ve Kerimanın ayakkabılarını alarak kendileriyle götürdüler bu otuzlu yaşlarda hala yeniyetme olan aşıklar.
Düğüne el-ele girdiklerinde herkes birşeyler olduğunun, hatta çok iyi birşeyler olduğunun farkına varmıştı. Farketmemek mümkün değildi, mutlulukları dudaklarından, gözlerinden okunuyordu. Bayaktan hapishane gibi gelen bu mekanda artık halay çekiyordu Yunus. Önce sevgilisiyle el-ele tutup katıldılar bu sıraya, sonra sanki insanlar onları daha bir özlem sınavına çekmek ister gibi aralarına girdiler. Esma meraklı gözleriyle Kerimanın parmağındaki değişikliyi bile görebilmişti. Kulağına bu sözleri fısıldamaya da fırsat bulmuştu:
- sabah olunca konuşucaz senle!

Onların salona girmesiyle düğün yeniden başlamıştı sanki. İnsanların neşesinin üzerine neşe gelmişti. Kimse yorulmak bilmiyordu. Geç saatlere kadar onları rahat bırakmadılar. Onlara bakan herkesin yüzünde bir muzurluk yapmak isteği seziliyordu. Hep birileriyle konuşmak, dansetmek zorunda kalıyorlardı. Ama gece boyu hiçbirşey onların bakışlarını bir- birilerinden ayırmaya yetecek kadar güçlü değildi.

Eve geçtiklerinde Keriman onlarla aynı anda binanın önünde Ziyagillerin arabasından düşen Esmaya seslenip:
- abla, yarın okula bir uğramam gerekiyor biliyorsun. Sabah 8 buçuk için bana gelebilirsin değil mi? Canı erken uyandırmak istemiyorum, çok yoruldu - demiş ve çok yorgun ama bir o kadar da mutlu olan kadından "gelirim canım, nolucak" cevabı almıştı.

Dayanamayıp yolda uyuyakalmış Canı kollarında eve kaldırdı Yunus. Yatağına yatırıp hemen kapıya yöneldi. Biraz kalırsa gidemeyeceğini biliyordu. Gitmeden önce onu uğurlamak için kapının önünde duran Kerimana bir daha baktı. Öperse kendini durduramayacağından korkuyordu. Ama yine de eyilip küçük bir öpücük kondurdu sevdiği kadının dudaklarına. Dönüp açmak için kapının kolundan tuttu ama yine dayanamayıp bu kez masum denenden biraz daha uzun öpücükle dokundu Kerimanına. Kadının bu öpüşe cevabı yeniden aklını başından aldı... Kapıyı bırakıp onun kollarına dokundu... Kerimanın da bu özleme karşı duracak iradesi kalmamıştı. Kayboluyordu yine onun tutkusuyla baskın yapan bakışlarının altında. Her böyle baktığında darmadağın ediyordu tüm sınırlarını kadının. Yunus da görebildi sevgilisinin gözlerindeki arzuyu. Ve yine öptü... Öptükce kolları arasına aldı onun vücudunu. Öptükce saçlarının arasında hissetti Kerimanın parmaklarını. Öptükce incitmemek için onu değil öz elini duvara dayarken buldu kendini. Öptükce boynunun en saklı yerlerini tattı kadının... Ve öptükçe kendi boynunda hissetti onun sıcak nefesini... Kapının o tarafında birileri ayak saklarsa mutlaka soluk seslerini duyabilirdi onların... Bu sıcak yaz akşamında bir de arzuyla kavruluyordu alışıp yanan bedenleri... Ama...

Ama... Bu evde bir Can vardı artık...

Keriman onun ayrılabilmek için nasıl bir çaba sarfetmiş olduğunun farkındaydı ... Ve bunun için çok minnettardı...

Tutkusuna yeniden yenik düşmemek için hızla iniyordu merdivenleri. Durup son defa baktı kapıda onu uğrulayan kadına. Gözleri bulutlu, hala bir eli göğsünde duruyordu orda. Ve giderken ne yapacağını artık biliyordu Yunus...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder