Hoşgeldin...
En büyük hayaliydi ondan çocuk sahibi olmak. Hem de ona çok benzeyecekti bebekleri. Özellikle de gözleri...
Uzun süre yaklaşamamıştı Cana. Hep birşeyler arıyordu çocuğun yüzünde. Acaba içindeki Yunustan birşeyler katabilmiş miydi ona? Aradığını bulamayınca büyük hayal kırıklığına uğrar, yine kendine kapanır, aklını keybedecek gibi olurdu.
Zamanla vazgeçti bu arayışlardan. Olgunlaştığından mı, iyileştiğinden mi, yoksa annelik duygusuna yenik düştüğünden mi, barıştı bu gerçekle. Aklına geldiğinde tiksindiği hatıraların bu masum çocukla arasında yaranmış kutsal bağın üzerine gölge salmasına izin vermiyordu artık. Canın bir günahı yoktu. Bu gerçeğini hiçkimse ve hiçbirşey silemezdi aklından ve yüreyinden.
Çok acıkmıştı Keriman. Dün akşam da heyecandan, Yunusun bakışlarından birşey yiyememişti. Sabah onun yanında uyandığında kendini çok halsiz hissediyordu. Yunusun gözüne böyle görünmemek için kalkması gerekiyordu.
Kalkmadan önce yanında yüzüste uyumuş sırtı açık adamı izledi biraz. Baktığında içini ısıtan ama şimdi kapalı olan gözlerini, aralı kalmış dudaklarını, siyah saçlarını... Herbirine ayrı-ayrı dokunmak istedi yeniden. Ama uyandırmaya kıyamadı. Sadece biraz uzanıp elini hafifce sırtına dokundurdu, küçük bir öpücük kondurup çarşafı azcık üzerine çekti ve kalktı.
Sabahlığını giyip hemen mutfağa verdi kendini. Buzdolabından birşeyler alıp masanın üzerine bıraktı ve aceleyle yemeye başladı. O kadar kendini kaptırmıştı ki, kendisinden birkaç saniye sonra kalkıp mutfağın kapısından onun lokmaları tatlı bir açgözlükle ağzına tıkıştırmasını izleyen Yunusu görememişti. Başını kaldırdığında yine kaşlarını kaldırıp gülümseyerek ona bakan adamı gördü ve çok utandı:
- ya, kusura bakma, sensiz yemeye başladım ama bu kahvaltı değil... Şimdi hazırlayacaktım zaten birşeyler - deyip ayağa kalktı.
Yunus mutfağa girip:
- hayır-hayır, sen devam et canım, ben de birazdan katılırım sana - yine gülüyordu Yunus.
Kerimanın hala buzdolabından birşeyler almaya yeltendiyini görüp elinden tuttu ve yerine oturttu:
- hatta gel buraya. Otur. Bu kez ben hazırlayacağım birşeyler.
- Öyle mi? Ne yapıcaksın benim için? - tatlı bir şaşkınlıkla sordu Keriman.
Tam ciddiyyetiyle işe koyulan Yunus başını çevirip ona baktı:
- amlet yapıcam sana, amlet. Bırak ben de sana en iyi becerdiğim şeyi yapayım, değil mi?
- tamam - deyip elleri koynunda onu izlemeye başladı Keriman. Ne kadar özlemişti bu tüm kaygılardan arınmış hallerini sevdiği adamın.
Kahvaltı hazır olduktan sonra masaya oturdular. Çok aç olduklarından mı, yoksa Yunusun gerçekten iyi yaptığından mı amlet çok lezzetli gelmişti onlara:
- Yunus, ama bu çok lezzetli. Bundan sonra hep böyle yapıcam sabahları - kendini yine tam olarak yemeye veremese de öyle görünmeye çalışıyordu Keriman.
- Gel buraya. Seni kendi ellerimle besleyeceğim - kendi tabağından biraz yemek alıp gerektiği kadar yemediğini düşündüğü Kerimana uzattı Yunus - ben yokken birşey yemiyorsun, onu anladık...
Yunusun elindekini gülerek aldıktan biraz sonra:
- sen varken de yiyemiyorum... - zarif bir utangaçlıkla seslendi bu samimi itiraf Kerimanın dilinden...
Kipriklerini indirip gülümsedi...
Bu sözleri duyduğu anda göğsünün delindiğini hissetti Yunus... Gülümsemeye çalıştı ama beceremedi... Lokması boğazında tıkandı sanki... Gözleri doldu... Başını aşağı salıp kendini yemek yiyormuş gibi göstermeye çalışan kadının sabah uykudan kalktığında bu kadar salaş haliyle bile güzel yüzüne, uzun kipriklerine, siyah saçlarına, zarif omuzlarına, hassas parmaklarına, kenarları kaçan dudaklarına baktı... Var gücüyle sarıp-sarmalamak istedi onu... Ama yine kıyamadı... Ne kadar çok aşıktı ona... Ne kadar çok seviyordu... Hiçbir kelime ifade edemezdi bu duyguyu... Fazla konuşmazdı zaten duygularından Yunus. Böyle şeyleri sözlerle olduğu gibi ifade edememektense söylememeyi tercih ediyordu. Ve bunu çok iyi biliyordu Keriman. Zaten o bakışlarda, o vücut dilinde günde yüz kere, bin kere alabiliyordu bu aşk itirafını.
Fazla söze gerek yoktu.
Elini Kerimanın yanağına götürdü, okşadı. Keriman gözlerini kaldırdı nihayet. Bu bakışlardaki naiflik bazen acıtıcak derecede etkiliyordu Yunusu. Bu güzelliği her sabah kalktığında görmek istiyordu. Çok uzun zamandı istiyordu. Çok istiyordu...
- bu gün napıcaksın? - biraz sonra seslendi ona Yunus - Şimdi ben işe gitmeliyim. Ama akşam... - devam etmek isterken önemli bir ayrıntıyı unutmuş olduğunu düşündü - Şey... meraketme, çıkarken kimseye görünmemeye çalışırım...
- bunun için endişelenmene gerek yok...- diye Keriman ciddi şekilde söyledi.
- biliyorum... Ama ...
- artık böyle şeyler umrumda değil, biliyor musun? - bu kez bir az gülümsedi.
Yunus çatalı bırakıp Kerimanın ellerinden tuttu:
- Keriman...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder