18 Nisan 2014 Cuma

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 6.kısım

Yunusu ne kadar içeri davet etse de kabul etmemişti bu teklifi adam. Öyle kapıdaca Can duymasın diye kısık sesle konuşmak zorunda kalmışlardı.

3 günden fazlaydı haberi yoktu Kerimandan. Ne kendisi aramıştı, ne de o... Ama özlemi ayaklarını o huzur bulduğu eve götürmüştü yine. Samsundan henüz dönmemiş olacağını tahmin etmişti. Anahtarları çok önceden vardı, onu ilk defa ziyaret ettiğinden beri kendisinde saklamıştı. Bu eve onsuz ilk gelişiydi. O yüzden az kalsın ayakkabılarını çıkarmayı unutucaktı. Ama birden durdu.

Ayağındakileri çıkarıp Kerimanın onun için aldığı koyu mavi, beyaz ve kırmızı çizgilerden oluşan kareli terlikleri dolaptan alarak giydi. Ordanca eve göz gezdirdi. Evet, evde yoktu. Yatak odasının kapısı kapalıydı. Açmak istedi. Kıyamadı. Böyle olurdu hep.
Onunla birlikte yaşadığı herşeye onsuz dokunmak çok zor geliyordu. Mutfağa baktı, herzamanki gibi çok temizdi. Nihayet salona geçti.

Ortalıkta birkaç parça çocuk eşyası gördü. Masanın üzerindeki renkli kalemleri ve çizilmiş resimleri de görünce Canla birlikte döndüğünden emin oldu. Resimlere baktı, gülümsedi. Kağıtlardan birinde uçak resmi çizilmişti. Uçağın yanındaki adam tanıdıktı.
Sakalları vardı...
Ablasına gitmiş olmalarına dua etmişti....

Olanları duyduğu andan itibaren en çok istediyi şey hemen ilk uçağa atlayıp Samsuna gitmekti. Ama aramamıştı... Dün gece barda içerken sürekli elinde olan telefona rağmen aramamıştı onu... Önceki gecelerde de...
Bir taraftan da şuan salonda herşeyden habersiz gibi görünen ama yanında annesinin, babasının ve Kerimanın eksikliyi duruşundan okunan ve kağıt üzerinde kendini az önce şahit olduğu gibi ifade etmiş bu delikanlının hali canını sıkıyordu.
Kerimanın anlattıklarından ve kendi gözlemlerinden çok hassas biri olduğunu biliyordu. Onunla vakit geçirirse daha çok işe yaramış olacağını hissediyordu :
- abla, sen git istersen, ha?... Samsuna, Kerimanın yanına git... Canı da ben alırım, olur mu? Merak etme ilgilenirim ben onunla... Hem Nimet hanım da çocuklarla çok iyi... Canla iyi anlaşıyoruz biz... Sen Kerimanı yalnız bırakma...

Esma ilk önce biraz tereddüt etse de aslında Yunusun haklı olduğunu biliyordu.
Bu iki günde zamanını ve işlerini Cana göre ayarlamıştı Yunus. Keriman döndüğünde bir gün önce aldığı iki adet kumandalı oyuncak uçaklarla oynuyorlardı. O an sanki evde iki tane 9 yaşlı çocuk vardı. Ellerinde birer kumandayla evin içindeki eşyaların üzerinden iki tane kurgu uçurtuyorlardı.

- büyüklerin de oyuncaklarla oynamayı bu kadar sevdiğini bilmiyordum - Yunusun bu hevesine hayret etmişti Can.
- evet, seviyorlar, hem de bazen çocuklardan daha çok seviyorlar. Neden biliyor musun? - elindeki işinden kalmadan gülümseyerek cevap veriyordu Yunus.
- neden?
- çünki bazı insanlar çocukluğunda çok isteyip ama alamadıkları oyuncakları büyüdükten sonra alabiliyorlar - bu kez uçağını indirip konuşuyordu. - Bak o zaman onlar da çocuk gibi seviniyorlar. Oturup benim gibi oynuyorlar. Mesela ben küçükken böyle bir uçağım olmasını çok istemiştim, ama olmamıştı...

Kapı çaldığında Keriman olacağını tahmin ettiği için Nimetin açmasını beklemeden kapıya koştu. Evet Kerimandı. Bu birkaç günde solmuş simasına, sonra da içerde hala dikkatini oyuncağından ayıramayan çocuğa baktı. Keriman içeriye girmek ve girmemek arasında tereddüt ediyordu:
- orda mı?
- evet...
- ben biraz daha burda durayım o zaman - deyip bahçeye doğru yöneldi Keriman. Hazır değildi çocuğun gözlerine bakmaya...

Yunus onu takip etti. Bahçeye vardıklarında:
- iyi misin?- diye sormaktan alamadı kendini.
Evet anlamında başını salladı Keriman. Hiç iyi değildi aslında. Bu soruya sesli cevap veremeyecek kadar kötüydü. Siyah gözaltıları onun yerine konuşuyordu.
- Sağ ol, onu yalnız bırakmadığın için...çok sağ ol... - gözyaşlarını azdırmak için ondan başka heryere bakıyordu.
- ne demek canım... - biraz durduktan sonra devam etti - Can çok başka bir çocuk. Yani sadece akıllı değil...
- evet... biliyorum... - gözlerine yine kara bulutlar çöktü. Dudaklarını ısırmaya başladı Keriman. Boğazındaki o büyük taşla başedemiyordu.
- söyleyecek misin ona? - onun böyle hallerine dayanamıyordu...
- bilmiyorum - çok çaresiz görünüyordu - yani... evet... Ama hemen değil...
- Eğer henüz iyi değilsen... istersen gitmeyin, ha? Birkaç gün kalırsınız burda... Sonra...
- yok, gitsek iyi olucak - biraz toparladı Keriman.
- tamam... nasıl istersen... - Yunus çaresizce pesetti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder