3 Nisan 2014 Perşembe

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 1.bölüm..1.kısım

Açıklama :Arkadaşımız Azadali Vicdan dizisi ile ilgili ikinci bölüm sonrası yazdıklarını bizimle paylaşıyor.
Yorumlarınızı beklerken; amatör,ilk denemesi ve yabancı olduğunu.. göz önünde bulundurmanızı rica ediyor,aynen yayınlıyorum :)

EN UZUN GECE

Son bir kaç aydır başından geçen olaylar, her geçen gün artan cevapsız sorular ve karmaşa yüzünden kafası bazen patlayacak gibi oluyor, uykusuz geceler, ne zaman başlayıp bittiği bilinmeyen gündüzler yüzünden zamanın hızlandığını düşünüyordu.

Kerimanın İstanbula dönüşü, uyuşturucu komplosu, Emreyle Mügenin başlarına gelen kabus derken uyumayı unutmuşdu. Açıklığa kavuşan uyuşturucu olayına ve kaset kabusunun bitmesine rağmen kalbindeki ve aklındaki huzursuzluk bitmek bilmiyordu.

Sürekli onu düşünüyordu.
Problemlerin çözülmesi döneminde iç-içe olmalarına, dünyasına her gün daha fazla yaklaşmasına rağmen, gizemli gidişine dair bir ipucu bulamaması, onun içinde yaşadıklarına bir türlü dokunamaması delirtiyordu Yunusu. Aklındaki soru işaretleriyle baş-başa kalmaya devam ediyordu.

İyice delirmemek ve kafasını dinlendirmek için son günler düzenli uyumaya çalışıyordu. Ama son bir kaç gün rüyasında hep Kerimanı görüyordu. Kabus değildi gördükleri, ama huzursuz ediyordu...Sanki ilk defa görüyordu, ama uzun süredir onu takip ediyormuş gibi geliyordu. Belki de daha önce de görmüştü ama nerde ne zaman uyuduğunu bilmediyi için sabahları unutuyormuş. 3 gün önce gördüğü rüyanın ise her anını hatırlıyordu:

beyaz bir yatak, ortasında Keriman, siyah saçları bembeyaz sırtına dağılmış, omuzları açık ama beyaz çarşafı göğsüne çekerek kucaklamış. Yunus arkadan yavaşça ona yaklaşıyor, üzerinde beyaz uzun kollu gömlek ve siyah pantolon var. Yatağa oturup Kerimana doğru yöneliyor, elleri ile onun çıplak omuzlarına dokunuyor, Keriman hafif ürperiyor ama yine yüzü dönük önüne bakıyor. Yunus "ne kadar sıcaksın" diye omuzundan öpmek için eğildiyinde Kerimanın yanaklarından süzülen gözyaşlarını görüyor ve uyanıyor.
 Garip bir huzursuzluk çöküyor üzerine...

İkinci gece ise sanki her şey beyaz olan birinciden farklı olarak siyah bir rüya görüyor. Kerimanla yüz-yüze dayanmışlar, kendisinin üzerinde siyah uzunkollu gömlek, siyah pantolon, onunsa üzerinde siyah bir elbise. Yunus Kerimana bakıyor, oysa gözlerini elini üzerine apardığı göğsüne dikiyor adamın. Sanki eliyle Yunusun kalbine dokunuyormuşcasına sakin bir sesle soruyor: "hala sızlıyor mu?". Yunus cevabında "evet" diyor. O anda Keriman bakışlarını kaldırıyor ve Yunusun gözlerine bakıyor, iki elini de birleştirip kendi göğsüne yaslıyor ve 'benimki de' diyor.
 Yunus bu kez de rüyadan hızla uyanıyor ama bu siyah rüya beyazın tam aksine az da olsa rahatlatıyor onu. Yine de uyuyamıyor.

Yunus rüyalara hiçbir zaman önem vermezdi, hatta rüya gördüğünü bile hatırlamazdı. Ama bu iki gecenin sabahında tanıyamadığı bir his kaplıyordu vücudunu. Yine kendi düşüncelerine bağlayıp boş verdi. Özellikle son günler sürekli onun neden gittiğini, onu hala sevmeye devam edip-etmediğini düşünmesine yordu. Çok özlüyor ve sürekli görmek isteyip te görmemek için kendi içinde bir mücadele veriyordu.

Bu sorularla gecenin karanlıklarına dalarken yine aynı rüyaların içinde buldu kendini. Bu gece hem beyaz, hem de siyah rüyayı birlikte gördu. Beyaz-siyah, beyaz-siyah, ne kadar sıcaksın, hala sızlıyor mu, ne kadar sıcaksın, hala sızlıyor mu... kelimeler kelimelere karıştı, siyahlar beyazlara, beyazlar siyahlara...
tekrar-tekrar hep aynı, hep aynı, önce sırayla, sonra karıştı rüyalar ve bir an bu rüyaların kabusa döndüğünü anladı.
Ter içinde uyandı Yunus. Bir süre yatakta oturup boşluğa baktı ve artık dayanamayacağımı anladı. Aniden yataktan sıçradı, biraz sonra üzerini giyinmiş arabasının içinde buldu kendini.
 Mahalleye, Kerimanın evinin karşısına nasıl yetişdiğini hatirlamıyordu adam. Bir an napıyorum ben diye düşündü, ama başını kaldırıp Kerimanın balkonunun camlarından sızan hafif ışığı farkettiğinde yeniden gece saat 2 olduğunu unutup cesaretlendi.

Arabadan inip merdivenleri hızla kalktı. Hafifce kapıyı tıklattı. Naptığını, niye yaptığını, Keriman kapıyı açarsa ne söyleyeceğini bilmiyordu Yunus. Ama yapıyordu...

Kerimanda gecenin bu saatine rağmen uyumuyordu, uyuyamuyordu. Son aylarda Yunusun yüzünü görmeye o kadar alışmıştı ki, bir haftada onu göremediği için kötüydü. Kendini okula, kitaplara, ev işlerine, öğrencilerine vermişti. Gece-gündüz çalışıyor, diğer fikirleri aklından çıkarmayı deniyordu. Geç saatte salonun hafif ışığında kanepenin üzerinde bir hafta sonra sonuçlarını açıklayacağı ödevlere bakıyordu, acil gerekiyormuş gibi.

Kapı vurulduğunda irkildi, ama sonra yanlış duyduğunu düşünüp devam etmek istedi. Aynı takırtıyı ikinci kez duyduğunda kalkip yavaş adımlarla kapıya doğru gitti. Gece misafirlerine alışık olmadığı için bu ses heyecandan titremesine yetmişdi. Yıllar önce yaşadığı stres ve depresyonların armağanıydı bu titreyiş ona. Geceler telefon çaldığında, kapı tıklamdığında, heyecanlandığında, birileri geldiğinde titreme kaplıyordu onu, kendinden asılı bir şey değildi bu. Durduramıyordu ta ki korkulu bir şey olmadığını tam anlamıyla kavrayana kadar.

Kapıya yaklaştı, delikten bakıp Yunusu gördüğünde önce biraz şaşkın halde durdu, sonra "Yunus?!' diye hızla kapıyı açtı. Gözleri kızarmış, heyecanlı bir şekilde karşısında dayanmıştı. Acaba yine bir şey mi oldu diye düşünmekten alamadı kendini Keriman. Emre, Müge, Muhsin abi bir-bir geçti aklından. Acaba başlarına kötü bir şey mi geldi yine? Dudaklarından yalnız bu kelimeleri çıkara bildi:
"Yunus? noldu?"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder