2 ay sonra.
Yunus tutuklanmışdı. Daha doğrusu kendisi gidip teslim olmuşdu. Yılmazın ayağa kalkması 2 ay sürmiştü. Bu süreyi Yunus hapishanede, Kerimansa evinde tutsak hayatı geçirmişti.
Kararlıydı artık. Mahkemede herşeyi anlatacaktı. 9 sene önce olanları da, 2 ay önce olanları da. O pisliyin hapiste çürümesini sağlamak, Yunusu kurtarmak ve ya cezasını hafifletmek için elinden geleni yapacaktı.
Öyle de oldu. Samsuna kaçtığı dönemde hastanede aparılan muayene sonuçlarını ve hastalık raporunu bile aldırmıştı Yunusun avukatına. Yunusun bunlardan haberi yoktu tabi. Haberi yalnız mahkemede Keriman tanık kısmında ifade vermeye çağırıldığında oldu. Bunca zaman tek bir adamın yalvarışlarına rağmen anlatamadıklarını şimdi gönüllü olarak bir mahkeme salonunda anlatıyordu.
Yunus herşeyi öğrendikten sonra başkalarının da bilmesinin ne önemi vardı ki? Ama herkes kahr olmuştu. Bir tek Kerimandan başka. Yaşadığı faciayı, İstanbulu terkedişini anlatırken bir damla bile akıtmadı gözlerinden. Bu iki ayda bir kere de olsun ağlamamıştı. Sanki tüm duygularının ve gözyaşlarının son damlalarını o gece akıtmıştı. Yunus onu öptüğünde...
Başını dimdik tutmuşdu, ama kimseye bakmıyordu. Konuştukça olanları sanki yeniden yaşıyordu. Bazen gözyaşları hucum ediyor, boğazı düğümleniyor, boğulucakmış gibi oluyordu. O anlarda birkaç saniye duruyor, dudaklarını kemiriyor, bir az su içiyor ve sonra devam ediyordu. Yunus durduğu yerde içinde telatümler yaşıyordu. Keriman anlattıkça "yapma Keriman, yapma" diye bağırmamak için büyük çaba sarfediyordu. Bazen kalbi göğsünden çıkacak gibi oluyordu. Nihayet ona bakabildi, "koruyamadım onu, dünyada en çok sevdiğim, aşık olduğum kadını kollayamadım" diye geçiriyordu içinden.
Kerimanın ifadesinden sonra Yılmaz da tüm yaptıklarını itiraf etmişdi. Yunusun onu döverken affekt halinde olduğu ispatlanmışdı. Karar verildiğinde arkasını dönüp gözleriyle onu aradı. Ordaydı Keriman. Kararı duyar-duymaz hıçkırıklara boğulmuştu. Hem gülüyor, hem ağlıyordu. Son iki ayda ilk kez bakışları buluştu. Öylece, uzaktan... Yunusun ablası, eniştesi, tüm yakınları başına doluşmuştu. Oysa gözlerini yalnız bir noktaya dikmişti. Ani de olsa yüzünü boynuna asılan ablasına çevirip geri döndüğünde Keriman yoktu artık. Gitmişti. Salonun açık kapısından dışarı bakakaldı.
Dışarda yağmur yağıyordu. Keriman gökyüzüne bakarak omuzlarına dolmuş yükü atmış olmanın rahatlığıyla yürüyordu şiddetli yağmurun altında. Bazen hıçkırıyor, bazen gülüyordu. Yunusun serbest bırakılmasıyla hapsettiği ruhunu da azad etmişdi...
Yunus geceyi ablasında geçirdi. Sabah 5 te onu bir türlü uykuya kavuşturamayan yataktan kalkıp pencereye doğru yöneldi. Balkona çıkıp direk Kerimanın balkonuna baktı. Bu zaman sokağa bir taksi girdi. Taksinin Kerimanın evinin karşısında durduğunu farketti. Birkaç saniye sonra elinde tek bavuluyla Keriman belirdi kapıda.
Yunus hızla ayakyalın bir şekilde sokağa attı kendimi. Taksiye binmek üzere olan Kerimana yetişdi. Kolundan tuttu ve kendine taraf çekti kadını. Onu bir daha bırakmayacaktı. Keriman sadece "Yunus" diyebildi. Çok kararlı olduğunu gözlerinden anladı:
- bu kez kaçamayacaksın - dedi ve onu alıp kendi arabasına doğru götürdü Yunus.
Evdeki yardımcı kadın açtı kapıyı. İçeri girer-girmez:
- bu gün izinlisin, Nimet, hemen çıkabilirsin - dedi ve Kerimanla birlikte kendi odasına yöneldi.
Yatağın kenarında oturup önlerine bakıyorlardı. Yol boyu susmuşlardı, şimdi de sessizlerdi. Bu sessizlihi Yunus bozdu:
- şimdi neden kaçıyorsun?
Keriman bir süre durdu, sonra dillendi:
- hayatını daha fazla alt-üst edemem. Zaten döndüğümden beri şirketini, dostlarını, herşeyini kaybettin. Çok kötü şeyler yaşadın. Hala yaralısın, sana daha fazlasını yapamam.
- demek hayatımı alt-üst etmişsin?! Herşeyimi kaybetmişim meğer?! - ayağa kalktı- hayat ne demek, Keriman? Herşey ne demek? Yaşamak ne demek? Bir edebiyyat öğretmeninden soruyorum, hayat ne demek?
Cevabında sessizlik... Kerimanın boğazı düğümlendi.
- ben sana söyleyim hayat ne demek... - Ses tonu giderek artıyordu - hayat-sevdiğim insanla yaşamak demek benim için. Onunla, onun için mücadele etmektir yaşamak. Öyle yıllarca cevapsız sorularla kendini kemirip, sabah-akşam ofisten çıkmamak, sevmediği bir kadınla nişanlı olmak değil. Kaçıp gitmek hiç değil. Ben yaşamadım bunca yıl, Keriman, benim "herşeyim" bunlar değildi! - artık bağırıyordu.
Keriman oturduğu yerden kalkıp camın önüne geçti, sonra Yunusa dönüp nihayet konuştu:
- benim için hayat ne demekti, biliyor musun, Yunus? Hayat birkaç ay sonra aşık olduğum insanla evlenmenin sevincini, sabırsızlığını yaşamaktı. Onunla kuracağım huzurlu evin her detayını, geleceğimizi hayal etmekti. Onunla çalışmak, didinmek, biryerlere gelmekti. Ondan gözlerini taşıyan bir bebek doğurmaktı hayat benim için... - daha sakin sesle - hayallerimi kirlettiler Yunus... - artık ağlıyordu.
- aşık olduğum kadın birkaç adım ötede bir facia yaşıyor, benim haberim bile olmuyor. Kaçıp gidiyor, uzaklarda yalnız başına nelerden geçiyor, ben yine habersiz hiçbirşey olmamış gibi devam ediyorum bu lanet olası hayatıma. Tüm bunlardan seninle birlikte geçmeme neden izin vermedin, Keriman?
Yunus çok çaresizdi, gözleri yine kızarmıştı. Keriman bir o kadar çaresizce Yunusun gözlerine bakıp söyledi:
- seninle birlikte geçireceğimiz ilk gecenin hayalini ne kadar kurdum ben, biliyor musun?
Keriman Yunusu çok ağır bir yerden vurduğunu kelimeler ağzından taşdığında anladı... Gözleri yine dolup boşaldı. Zaten zorla durduğu yerden hızla Kerimana yaklaştı Yunus. İki eliyle kadının yüzünü kavrayıp parmaklarıyla akan damlaları silerek durdurmaya çalışıyordu:
- tamam... Tamam... Bitti artık, ağlama..
- ben kendimden iğreniyordum, Yunus, sana nasıl gelebilirdim?
Yunus da ağlıyordu:
- seni istemeyeceğimi mi sandın?
- ona birşey yapıp hapise girmenden korktum...
- ben zaten bunca yıl bir mahpus hayatı yaşadım, Keriman - deyip onun alnından öptü. Sonra gözlerinden... Keriman ellerini onun ellerinin üzerine koydu. Fısıltıyla:
- Yunus, konuşalım...
Yunus onun ıslak yanağından öptü. Keriman gözleri kapalı:
- Yunus birşey daha söylemeliyim... - dedi, ama durmasını istemiyordu.
Yüzünde, yanaklarında hissetiği sıcaklık tüm vücuduna yayılıyor,
böylelikle kendini teslim ediyordu. Yunus onu duymuyordu artık.
Sanki bu öpüşlerle acılarını dindirmek, Kerimanın gözyaşlarını durdurmak istiyordu. Dudakları buluştu... Gözyaşları bir-birine karıştı... Artık hiçbirşey onları durduramazdı...
Yatağın ortasında oturmuşlardı, Keriman Yunusun kucağında,
bir-birilerinin yüzünün her noktasını inceliyor, gözlerinin derinliklerine dalıyor, tenlerine dokunuyorlardı. Yıllarca bir-birini görememenin, dokunamamanın, hissedememenin acısını dindirmek, özlemlerini avutmak istercesine...
Yüz-yüze uzanmışlardı. Yunus bir eliyle Kerimanın yüzünü okşuyordu. Yorgunluktan ikisinin de gözleri kapanmak üzereydi.
Ama bakmaktan doyamıyorlardı. Yunus yine o eşsiz bakışlarıyla sakince "çok güzelsin" dedi. Uzun sayılacak sessizlikten sonra Keriman o bakışların sahibine "teşekkür ederim" diye fısıldadı ve istemsizce gözlerini kapattı...
Bu teşekkür "çok güzelsin" için değildi. Bu teşekkür az önce
hayatının en güzel anlarını ona yaşattığı içindi. Bu teşekkür aşık olduğu adamla sevişmenin ne demek olduğunu anladığı içindi.
Bu teşekkür bir kadını ne kadar sevdiğini ona az önce dokunuşlarıyla, davranışıyla, anlayışıyla hissettiren adamaydı..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder