Keriman hiçbir şey yapmıyordu. Felç geçirmiş gibi oturduğu yerden kımıldayamıyordu. Diz çöküp Yılmazın ağız-burnunu dağıtan Yunusu da göremiyordu. Durmuyordu Yunus. Durmuyordu. Ama birden durdu. Başını kaldırıp Kerimana baktı.
Burda devam etmeyecekti. Bunu Kerimanın evinde yapmayacaktı. Ayağa kalktı. Keriman da kalktı. Yılmaz fırsatı farkederek becerdiği kadar hızla kapıya yöneldi.
Yunus onun arkasından gitmek istediğinde önünde Kerimanı buldu. Bayaktan beri ilk kez gözleri buluştu. Aşık olduğu ve her bakışını ezberlediği bu gözleri daha önce hiç böyle görmemişti Keriman.
Kan çanağına benziyordu, içinde alevler yükseliyordu sanki. O kadar güçlü yanıyordu ki, onun kıvılcımlarını kendi yüzünde hissetti kadın. Anladı. Durduramayacaktı onu.
Ve Yunus gitti.
Binadan çıktığında Yılmaz koşmayı deniyordu. Ama mahalleye giren bir araba yolunu kestiğinde bir az afalladı. Kendine bir yol bulduğunda geçti artık. Yunus onu yakaladığı gibi kendi arabasına çekti. Zayıf vücuduna has olmayan bir güç gelmişti Yunusa.
Arabayı yakında kimsesiz bir harabalığa sürdü. Yılmazı çıkarıp gözlerinin içine baktı, sanki bu bakışla yakmak istiyordu onu. Yılmazın yüzünde yeniden aynı gülümsemeyi gördüğünde yine dayanamadı. Arabaya yaslayıp vurmaya başladı:
- nasıl kıydın lan?! Nasıl kıydın?!
Yılmaz yerlerdeydi artık, ama Yunus yine duramıyordu. Adamın sarhoşluğu ve kendini idare edememesi bile Yunus gibi birini yumuşatmaya yetmiyordu.
Bunca yıl... Bunca yıl kalbi kırık, yarası durmadan sızlayan yarım insanlar gibi yaşamalarına neden olan insan buydu. Bağırmaya gücü bile kalmamıştı, ama dudaklarından hala o kelimeler çıkıyordu:
- nasıl kıydın lan?! Nasıl kıydın?!
Bir an onun hareketsiz olduğunu görüp durdu. Hala çıkaramamıştı yıllarca alışıp yanan göğsünün acısını ama yine o gözler... Evden çıkarken ona yalvaran o gözler durdurdu onu. Yılmazı sürükleyip arabaya attı. Mahalleye geldiğinde onu çıkarıp kendi evlerinin önünde sokağa bıraktı. Yorgun adımlarla Kerimanın evine doğru yöneldi. Bu gece dördüncü kez kalkıyordu bu merdivenleri.
Ve hayatı boyunca son çıkışı olabilirdi...
Keriman duvarın dibinde bükülmüş şekilde oturuyordu. Ağlamıyordu. Hiçbir şey yapmıyordu. Yapamadı. Belki de aklının bir köşesinde bitsin istiyordu artık. Yorulmuştu. Yeter diyordu. Hayatındaki en uzun geceyi yaşıyordu. Belki de yaşamıyordu, ölüyordu. Her an, her saniye yeniden ölüyordu. Ve bu sonsuzluk kadar sürüyordu.
Yunus içeri girdiğinde bile durduğu yerden kımıldanmadı kadın. Ayaklarını güçlükle sürükleyip Kerimanın karşısında diz çöktü adam. Ama Keriman başını kaldıramadı. Zaten bakışları yöneldiği yerde göreceğini görmüştü. Yunusun kotu ve gömleyi kan içindeydi.
Ağlayarak yorgun sesle hep soruyordu:
- nasıl yaparsın, Keriman?
- nasıl yaparsın bunu bize?
- nasıl yaparsın bunu bize, bana?
- nasıl söylemezsin?
- nasıl karar verirsin ikimizin yerine?
- nasıl karar verirsin, hayatımıza, hayatıma?
Keriman donmuştu. Cansız bakışlarını kaldıramıyordu. Yine o gözlerdeki alevleri görmekten korkuyordu. Duygusuzca:
- öldü mü? - diye sordu.
Yunus dayanamayıp Kerimanın kollarından tuttu, sakince "Keriman" diye hafif silkti kadını. Keriman nihayet baktı o gözlere. Hayır, yoktu o alevler. Ama o alevlerden daha çok canını yakan bir şey vardı o gözlerde. Gözyaşları. Ve onlar gördüğü son şey oldu. Yunus kollarındakı incecik vücudun ağırlaştığını hissetti. Kerimanın cansız bakışları yerini göz kapaklarına bıraktı. Bu kez bağırarak silkti kadını:
- Keriman!
Kucağından kanepeye indirdiğinde açtı gözlerini Keriman. Yunusun dudaklarından "öldümedim" kelimesini okuyabildi yalnızca. Sonra derin bi uykuya daldı.
Uyandığında parlayan güneşin ışıltısı içeri sızıyordu. Başını kaldırmak istediğinde içinde ağır bir taş varmış gibi yeniden kanepenin yastığına yattı.
O an tam dibinde yere oturmuş şekilde kanepeye yaslanarak uyuyan adama baktı. Daha doğrusu uyanmakta olup gözlerini açmak istemeyen Yunus Keriman güçlükle yerinden kalkmaya çalıştığında göz kapaklarını araladı. Kadın yavaş-yavaş odanın çıkışına yöneldi. Kapıya yetişdiğinde yalnız omuzunu ona yaslayarak ayak üste durmayı başardı. Yunus ona baktı, sonra kalkıp sakince onun yanından öttü ve evi terketti.
Durduğu yerde kaç dakika kaldığını bilmeyen Keriman kapının vurulması ile irkildi. Açtığında Esma kendine has bir telaşla eve girip hızla konuşmaya başladı:
- ay Keriman nerdesin? Başımıza neler geldi bir bilsen. Yılmazı ölene kadar dövüp sokağa atmışlar. Yetişmeseydik adamcığaz oradaca can verecekti. - birden durdu, Kerimanın kireç gibi olmuş yüzüne bakıp:
- Keriman! Kızım! Noldu? Keriman, noldu sana?- diye bağırdı Esma.
O an tam dibinde yere oturmuş şekilde kanepeye yaslanarak uyuyan adama baktı. Daha doğrusu uyanmakta olup gözlerini açmak istemeyen Yunus Keriman güçlükle yerinden kalkmaya çalıştığında göz kapaklarını araladı. Kadın yavaş-yavaş odanın çıkışına yöneldi. Kapıya yetişdiğinde yalnız omuzunu ona yaslayarak ayak üste durmayı başardı. Yunus ona baktı, sonra kalkıp sakince onun yanından öttü ve evi terketti.
Durduğu yerde kaç dakika kaldığını bilmeyen Keriman kapının vurulması ile irkildi. Açtığında Esma kendine has bir telaşla eve girip hızla konuşmaya başladı:
- ay Keriman nerdesin? Başımıza neler geldi bir bilsen. Yılmazı ölene kadar dövüp sokağa atmışlar. Yetişmeseydik adamcığaz oradaca can verecekti. - birden durdu, Kerimanın kireç gibi olmuş yüzüne bakıp:
- Keriman! Kızım! Noldu? Keriman, noldu sana?- diye bağırdı Esma.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder