17 Nisan 2014 Perşembe

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 5.kısım

Kapıyı çaldığından nerdeyse 2 dakika kadar sonra açtı onu Can:
- Can, kuzum?! - deyip sarıldı oğluna Keriman - sen kapıyı açarmıydın?
- annem söylediğinde açarım - Kerimanın gelişine herzamanki gibi çok sevinmişti Can.
- öyle mi? Peki nerde annen? - Canı bir daha koklayarak öpüp salona doğru baktı Keriman.
- odasında... - Can odayı gösterdi.
- geliyorum şimdi canım - içerden Gizemin sesi geldi.
- napıyorsun sen orda? - diye gülümseyerek Canın elini bırakmadan Gizemin olduğu odanın kapısını tıklattı - yalnız mısın?
- evet...
Diyebildi Gizem, Keriman dayanamayıp sabırsızca içeri girdiğinde. Aynanın karşısında makyaj yapan arkadaşına yaklaşıp özlemle ona sarıldı. Öperken sıkı makyaj yapmayan Gizemin yüzündeki fondoten çok abartılı gelmişti ona:
- özledim... Nasılsınız?
- iyi... İyi... Sen nasılsın? - Kerimanla konuşurken bile tedirginlikle sürekli yanındaki aynaya bakıyordu.
- bir yere mi hazırlanıyorsun? Yalnış zamanda mı geldim? - diye aynaya bakarak arkadaşının bu tavrına anlam vermeye çalıştı. Can da odadaydı.
- yo... Yo... - dedi Gizem.
Ama konuştukça ve ona daha dikkatli baktıkça fondotenin altından bile seçilecek kadar morarmış gözaltını görebildi Keriman. Bu morluğun yalnız bir tarafta olması onu daha da endişelendirdi. Hala aklına kötü birşey getirmek istemedi. Gizem bu bakışlardan sanki saklanmak ister gibi yüzünü çevirip kapıya taraf giderek konuşuyordu:
- e siz napıyorsunuz? - kapıya çatıp onu açmakla meşgul gibi hala yüzünü tam göstermiyordu - Esma abla nasıl? Yunus? E hadi gel artık, Keriman, ne duruyorsun? Bir kahve yapayım, konuşalım - deyip mutfağa doğru gidiyordu.
Kahvelerini içtiler, Can hala onlarlaydı, Kerimandan doyamamıştı henüz, hep soru soruyordu. Özellikle de Yunusu. Ama Keriman kendini bir türlü çocukla özlemini gidermeye veremiyordu. Aklı hep birşeyler yapmak zorunda gibi gözükerek yüzünü göstermeyen Gizemdeydi, onun yüzünde, gözlerinde, bakışlarında...
Nihayet, Can odasına geçti. Keriman daha fazla dayanamayıp çok ciddi bir ses tonuyla:
- otursana, Gizem! - dedi.
Başka çaresi yoktu. Oturdu.
- noluyor, Gizem? Neden böyle davranıyorsun? - kaşlarının arası düğümlenmişti Kerimanın.
- nolucak, canım? ... - devamını getirmek istedi, ama getiremedi. Daha fazla maskelenmeye gücü kalmamıştı.
- Gizem, gözünün altına noldu? - sesini biraz yükseltmek zorunda kalmıştı Keriman.
- ya nolucak, düştüm, çarptım işte - Gizem gözyaşlarına engel olmaya çalışıyordu.
- bu yüzden mi geldiğimden beri binbir bahaneyle yüzünü benden saklıyorsun? Gizem!
... - cevabında sessizlik.
- Müfit mi?! - Gizemin artık akmakta olan gözyaşlarına cevap gibi Kerimanın da gözleri dolmuştu. Sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu.
- ... - yine sustu.
- Gizem nasıl olur? Nasıl yapar bunu? - sandalyesini Gizeminkine yaklaştırıp ellerinden tuttu. İkisi de ağlıyordu - ya siz böyle değildiniz? Nası... Ne hakla vurur sana? Niye böyle oldu, Gizem? Konuş artık! - Can duymasın diye sesinin yavaş çıkması için büyük çaba sarfediyordu Keriman.
- ya aslında, en büyük suç bende... Çok üzerine gittim... Sabrıyla oynadım... Biliyosun, öyle şey yapmaz...
- Gizem! - öfkesini daha fazla tutamadı Keriman - koruma onu! Gerek yok! Nasıl yapar bunu sana?! Ne hakla?! Ya nasıl bu hale geldiniz siz?!
- oldu işte... Bir daha böyle birşey olmayacak, biliyorum... Çok pişman oldu... - sanki kendini de ikna etmeye çalışıyordu Gizem.
- ne zaman oldu bu? - kalbini daha da ağrıtan önemli birşeyi daha bilmeliydi - Can gördü mü?
Kadın hayır anlamında başını salladı:
- hayır. Bu sabah oldu, uyuyordu...
- bak, Gizem nolur, doğruyu söyle, daha önce de vurdu mu sana Müfit? - olanları nihayet kendi adıyla çağırabilmişti.
- yok, gerçekten yok... Nasıl düşünürsün böyle birşeyi? - ve hayatında ilk defa can dostuna yalan söyledi Gizem.

Daha önce bir kez de vurmuştu Müfit. Tatilden dönerken Canı Kerimandan alıp evlerine geldikten sonra olmuştu bu. Müfit çok deyişmişti Keriman gittikten sonra. Özellikle Yunusla yeniden yakınlaştıklarını öğrendikten sonra. Artık Gizemin her sözü, her davranışı itici gelmeye başlamıştı. Boşanmak istiyordu, ama karısının ayrılmak fikrini yakın bırakmamasını bahane edip aslında Kerimanı yalnız bu yolla görebildiği için boşanamamasını kendine bile itiraf edemiyordu. Bunun düzelesi tarafı yoktu. Gizemi sevmiyordu. Kadının ona olan sevgisinin zerresi kadar bir his kalmamıştı onda. Hatta tahammül edemiyordu artık onun "bak herşey düzelicek" hallerine.

Gizem çok aşıktı kocasına. Gözlerinde hala o pembe perdeler vardı. Göremiyordu, görmek isremiyordu gerçekleri.
- napıcaksın şimdi? - bir süre ne söyleyeceğini bilmeyen Keriman nihayet sordu. Aslında olanları Gizemden daha aydın görebiliyordu. O yüzden bundan sonra nasıl devamedeceklerine dair tereddütleri vardı.
- Konuşucaz... Herşeyi konuşucaz onunla... Halledicez, sen merak etme. Her ailede olur böyle şeyler. Her çiftin böyle zor dönemleri vardır mutlaka...
- Gizem, canım, arkadaşım - çok acıyordu arkadaşının haline Keriman - anlıyorum seni. Ama biliyorsun değil mi, ben herzaman yanındayım. İstersen Canı alıp gidelim bir süreliyine, birlikte kalırız. İkinizin de düşünmeye, kafanızı dinlemeye zamanınız olur, Müfit de yanlışını daha iyi anlar. Sonra gelir alır sizi ha?
- yok canım - gülümsemeye çalışıyordu Gizem - o kadar ciddi birşey deyil ya, geçicek... gerçekten. Ama istersen sen Canı alabilirsin. Zaten tatildesiniz. Biraz hasret giderirsiniz ha?
Aslında bunu kendisi teklif etmek istemişti ama arkadaşının yanlış anlayacağından korkmuştu. Bunu kendi istediğine göre durum anlattığından katbekat ciddiydi ve bu dönemde Canın burda olmaması gerekiyordu. Ve iyi ki, teklif etmişti Gizem...
- tamam... Alırım... Çok özledim zaten...
- e boşver sen artık bunları. Anlat bakalım, neler oluyor? Yunus la aranız nasıl? - hiçbirşey olmamış gibi arkadaşını oyalamaya çalışıyordu sanki.
Gelirken aslında çok şeyi anlatmak istemişti Keriman. Ama artık bunları konuşucak ruh halinde değildi. Çok çaresizdi. Konuşamıyordu. Yeterince samimi olamıyordu arkadaşıyla. Kocan seni sevmiyor artık, Gizem, kendine gel, biraz gururlu ol bile diyemiyordu. Hep Can... Hep Can duruyordu önünde. Kadın böyle hassas ve olanları inatla görmek istemediği bir dönemde bir de Kerimanın Canı almak için aklını karıştırmak istediğini bile düşünüp ürkebilirdi.

Müfit yalnız bir gün sonra geldi evine. Onu salonun kapısında görür-görmez yalnız konuşmak için yan odaya geçmesini istedi Keriman. Önce karşısında gerçekten suçluluk duyan bir insan gibi başını aşağı eymişti. Sonra kendine beraat kazandırmak için ona olan aşkından söz etmek istedi Müfit. Ama Keriman hemen durmasını istedi ondan. Çok ağır konuştu. Ve bu konuşmanın geldiği nokta Kerimanın son sözlerinde özetlenmişti:
- Sana Gizemi üzme demiştim, Müfit! Eğer bir daha böyle birşey yaparsan! Bir daha ona değil 0el kaldırmak, sözle bile canını yakarsan! Karar ver artık! Ya o hayatını sana adamış kadına hakettiği gibi dürüst olucaksın, ya da... Alırım Gizemi de, Canı da, giderim buralardan, bir daha yanlarına bile yaklaşamazsın!

Aslında bu iki günde arkadaşını yeniden birkaç defa kendisiyle gelmeye ikna etmeye çalışmıştı. Özellikle de Müfitle konuştuktan sonra, onların bir aile gibi geleceğine dair tüm umutlarını kaybetmişti Keriman. O yüzden boğazına kadar gelen nedenlerini söyleyemenin çaresizliyiyle tüm ısrarlarına rağmen Gizemden olumlu bir tepki alamasa da giderken kapının önünde yine kalp ağrısıyla söylemişti:
- Gizem... Biliyorsun... Kapım herzaman açık sana... Eğer olmasa, yani... olmasa... kalk gel... Teyinatını da oraya alırız, yanımızda ev tutarız Canla sana, birlikte çalışırız... Yeter ki kendini daha fazla üzme...
Dedi ve gitti.
Ve giderken hayatında üçüncü kez gözü arkada kalmıştı. İlk kez 9 sene önce Yunusu terkettiğinde, ikinci kez Candan imtina ettiğinde, ve üçüncü kez de şimdi. Göresen hayatında gözünün arkada kalmadığı bir zaman gelicek miydi?

Samsunda yaşadıkları Yunusla ilgili kabul ettiği kararları zerre kadar etkilememişti. Onunla konuşacaktı... Tüm bunlar onların ilişkilerine gölge salmayacaktı. Gizemi ikna etmenin bir yolunu bulucaktı. Oğlunun o aile kiymeti bilmeyen iradesiz herifle yaşamasına izin vermek, ya da zaten sevdiği insanı kaybetmiş olan Gizemi evladından mahrum etmek gibi bir niyeti yoktu. Alıcaktı onları İstanbula. Sadece arkadaşının gerçekleri farketmesi için biraz daha zamana ihtiyacı olduğunu biliyordu.

Eve vardıktan sonra aramıştı Gizemi. O da arkadaşını rahatlatmaya çalışmıştı:
- canım rahat ol... Herşey yolunda... Valla...

Zor sabahlamıştı Keriman. Aklını meşgul eden şeyler bir türlü rahatlık vermiyordu. Bir taraftan 3 gündür Yunustan bir haber alamaması, diğer taraftan Gizemle ilgili endişeleri tüm gece yatağında var-gel etmesine neden olmuştu. Gizemi sabahın köründe yeniden aramamak için kendini birşeylerle oyalamaya çalışıyordu. Akşama kadar kah Can la, kah ablalarında vakit geçirdi. Ama akşam yine kendiyle baş-başa kaldığında gözünü telefondan ayıramadı. Her ikisini arayacaktı. Hem Gizemi, hem de Yunusu. Ama Yunusla konuşurken aklının başka yerde kalmaması için ilk Gizemi aramaya karar verdi. Ama hem cebi, hem de ev telefonu kapalıydı kadının. Çaresizce Müfiti aradı. O da kapalı. Saysız hesapsız aramaları bir sonuca ulaşamayınca Gizemin yaşlı annesiyle konuşmaya karar verdi. Belki onlara gitmiştir diye...
Kadını aradığında telefonu açan adamın sesini ilk tanıyamadı. Ama o arayanı tanımıştı:
- Keriman, sen misin? - konuşan Gizemin kuzeniydi, Keriman nihayet hatırladı telefonda hiç duymadığı bu sesi. Ve...

İstememişti... Ardından duyduklarına inanmak istememişti... Bedeninde acımayan hücre kalmadı. Ama biraz sonra o acıyı bile duyamadı. Tepeden-tırnağa durmuştu vücudundaki hayat. Bacaklarını hissetmiyordu artık...


Kerimanın Canı götürdüğü günün gecesi Gizemlerin yan komşularının evinde gaz patlaması baş vermişti. Patlayış alt ve üst komşularla yanaşı yan daireye de geçecek kadar güçlü olmuştu. Keriman böyle kaybetmişti gençlik arkadaşlarını...

Tüm bunları ertesi gün Muhsinlerin kapısına dayanmış Yunusa anlatmıştı Esma:

- Apar-topar kalkıp gitti gecenin bir yarısı. Mahvolmuştu kızcığaz... Yalnız gitme dedim, Yunusu ara dedim, bekle yarın gidersin dedim...Söz dinletemedim ki... Valla kızın annesiyle de çok iyi anlaşıyorduk. Kahrolmuştur kadın şimdi. Aslında bende gidecektim de... Bu çocuğa kim sahip çıkıcak? O da perişan oldu yavrum. Olsun, ben gitmeyiveririm, Can iyi olsun da. Gerisi boş...- durmadan konuşuyordu Esma.

Yunusu ne kadar içeri davet etse de kabul etmemişti bu teklifi adam. Öyle kapıdaca Can duymasın diye kısık sesle konuşmak zorunda kalmışlardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder