Yunus çatalı bırakıp Kerimanın ellerinden tuttu:
- Keriman...
Devam etmesine izin vermemişti Keriman. Gülümseyerek:
- bugüne Mügeye söz vermiştim, onunla birkaç işimiz var da... - diyerek gerçekten Mügeye söz verdiğini hatırladı ama bunu şimdi söylemeye gerek olmadığını da biliyordu...
- tamam...- bu konuşmayı yapmak için doğru bir zaman olmadığını biliyordu Yunus.
Onu o kadar iyi tanıyordu ki, kendi adını çağırma tarzından anlayabiliyordu önemli birşey söyleyeceğini. Ama bu önemli şeyi duymaya hazır değildi henüz. Ne zaman hazır olacağını da bilemiyordu. O yüzden dün gece dans ederken de, şimdi ciddi bir şekilde "Keriman" diye hitab ederken de konuyu aniden değiştirmiş buldu kendini. İşte böyle çaresiz bir durumdaydı Keriman. Çok çaresiz hissediyordu kendini...
Bu çaresizliğin nedenini kendine bile itiraf etmekte zorlanıyordu. Ama biliyordu - Can dı.
Hayatında tanıdığı insanlar arasında baba olmayı en çok hakeden kişiydi Yunus. Bu kişiliğin kendinde bu rolü de barındırdığını görebilmek için yeğenine ve yalnız yeğenine değil, yakınındaki tüm çocuklara, gençlere olan ilgisini, babacan, korumacı tavrını görmek yetiyordu. Baba olmak için herşey vardı bu adamda: istek, kaygı, koruma içgüdüsü, sevgi, hassasiyet, duyarlılık, sabır ve birçok şey daha... Ama...
Oğlu başkalarına anne-baba derken, başka şehirdeyken, yeri geldiğinde bazen ihtiyacı olduğu, elde etmek istediği şeylere baka kalırken, Yunusla evlenip nasıl çocuk doğurabilirdi ki?. Nasıl o çocuğu binbir naz nimet içinde büyütebilirdi ki?.. Birini bazen haftalarla göremezken diğerini tüm gün nasıl koynunda besleyebilirdi ki?! Hergün, her saniye, her an ona baktığında bu acı gerçeğin bir daha farkına varıp mutsuzluğuyla üzmeyecek miydi Yunusu?
Zehir etmeyecek miydi yıllarca hayalini kurduğu evlilik hayatını?
Yine herzamanki gibi takılıp kalmıştı böyle. Fazla ileriyi düşündüğünü biliyordu. Böyle şeyleri bu kadar önceden düşünmenin bazen gülünç gelebileceğini de biliyordu. Hatta tüm bunların Yunusun aklının ucundan bile geçmediğini de. Ama işte böyle biriydi Keriman. Olmuyordu...
Tüm bunlar yokmuş gibi davranamıyordu.
Canı onlardan alamazdı, böyle bir hak görmüyordu kendinde. Yunusa da bu haksızlığı yapamazdı. Onun seve-seve Canı büyüteceğini biliyordu, ama yine kıyamıyordu onlara. Ne gerçek annesinin kim olduğunu bilmeye hakkı olan Cana, ne de kendi çocuklarını büyütürken onlara göstereceyi babalığı Cana da göstermek zorunda bırakacağı Yunusa... Kıyamıyordu... Ve bu belirsizliyide haketmiyordu Yunus...
Yine çıkış yolu bulmakta çok zorlanıyordu Keriman... Zamanla kendini daha büyük bir çıkmaza sürüklediğini hissediyordu... Yunusu kapıdan uğurladıktan sonra bile bu düşünceleri kovamadı aklından...
---------
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder