16 Nisan 2014 Çarşamba

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 4.kısım

2 hafta sonra

- dur, hemen gitme, bir kahve yapayım sana - akşam yemeyinden dönerken onu eve bırakan ve bilgisayarında bir sorunu halleden Yunusun hemen gitmesini istemiyordu.
Ama Yunus bu duruma daha fazla tahammül edemiyordu. Sorulmayan sorular, verilmeyen cevaplar hala vardı aralarında. Buna bu gece bir son verilmeliydi:
- Keriman, dur bir dakika. Sana söylemek istediğim birşey var. - Ve bunu söyleyip elini cebine salarak ordan birşey çıkarmak üzereyken Keriman yine herşeyi yarım bırakmak istedi:
- ben yarın Samsuna gidiyorum... Canı, Gizemi çok özledim... Birkaç gün orda kalabilirim... - tedirgin olduğu anlarda hep yaptığı gibi elini boynuna götürdü.
- tamam, tamam... - dedi ve kızgınlığıyla savaş verirken kendini kapının önünde buldu Yunus.
Ama içindeki isyanla başedemedi. Geri dönüp salonun girişinde durdu ve artık tutamadığı bir kızgınlıkla:
- adam gibi bir evlilik teklifi ettirmedin ya! - ses tonunu daha da yükselterek - Adam gibi bir evlilik teklifi ettirmedin!
Yeniden odaya girdi. Cebinden bir yüzük kutusu çıkarıp daha sakin sesle:
- bu yüzüyü bir aydır cebimde taşıyorum ben... - kutuyu yavaşça masanın üzerine koydu - Ama her konuşmak istediğimde yüzündeki bu ifade onu ordan çıkarmama izin vermiyor, biliyor musun? Çıkarırsam sanki seni kırıcakmış gibi hissediyorum artık. Konuyu kaç defa değiştirdin, farkında mısın, Keriman? - sakin olmaya çalışıyordu. Sesinde hissediliyordu bu çaba - Keriman, neden bu konuda konuşmak istemiyorsun? Evlenmek istemiyor musun benimle?
-.... - susarak başını hayır anlamında salladı Keriman.
- o zaman ne?
Uzun sayılacak aradan sonra:
- ben böyle iyiyim, Yunus... - diyebildi Keriman. Kendinden emin görünmeye çalışıyordu.
- iyisin...- kendi-kendine konuşuyormuş gibi sakin sesle dillendi Yunus - Böyle iyisin demek... Ama ben iyi değilim, Keriman.. Keriman, o kağıt parçası ve üzerindeki imzanın benim için de birşey ifade etmediğini biliyorsun, değil mi? Eğer evlenmek için başka bir nedenim olduğunu düşünürsen, sana çok kırılacağımı da biliyorsun, değil mi? Ama ben artık sevdiğim kadının elinden tutarak çıkmak istiyorum bu evden!!! Ona heryerde sarılabilmek istiyorum!!! Allah kahretsin, bu perdelerin daha fazla kapanmasını istemiyorum ben! - zaten açık olan perdeleri sinirle biraz daha açtı - Böyle kavgalar ettiğimizde nereye gidersek gidelim, sonra döneceğimiz ortak bir evimiz olsun istiyorum!!!
- yapalım... - Keriman da sesini kaldırmak zorunda kalıyordu artık - Yapalım, Yunus, tut elimden, sarılalım istediğin yerde. Daha kapatmayalım perdeleri. Ama...

- Olmuyor, Keriman! Görmediğimi mi sanıyorsun? Ben seni tanıyorum, Keriman, biliyorum! ... O zaman niye ha? Niye yapmayalım bu zaten önemsemediğimiz şeyi? Ne var bunda?
- Zor.. Çok zor... - başını sağa-sola sallayarak daha fazla saklayamadı çaresizliğini Keriman. Gözyaşlarını sessizce serbest bıraktı.
- Bitanem, sorun ne? Ha? - sesinin tonunu azaltmıştı Yunus - Can mı? Nasıl düşünürsün böyle birşeyi? Ha? Bak, - çenesinden tutup başını kaldırmasını ve yüzüne bakmasını istedi. Sonra da kollarından tuttu - Onunla ilgili ne karar kabul edersen et, yanındayım ben... Bunu bilmeni istiyorum... İstersen bizimle birlikte kalabilir. Ya da evimizin yanına taşınırlar, ha? İstersen biz Samsuna taşınalım ha? Müfitlerin yanında bir ev alırız. Ne istersen yapalım... Gerçekten..Yeter ki yüzün gülsün! Ve yeter ki yanında olayım!

Keriman ağlıyordu. Ağlıyordu ve aynı zamanda da susuyordu. Yunusu en çok kıran, kızdıran da buydu. Keriman yine kaçıyordu ve yine susuyordu. Ne farkederdi ki? Kilometrelerce uzaklarda sussun, ya da bir adımlığında. Önemli olan ona hala bir cevap verecek kadar güvenememesiydi. Hala kollarında olan ellerini gevşetti ve sonra bıraktı kadını. Artık daha fazla baskı yapmayacaktı ona. O da susacaktı. Herşeyi akışına bırakıcaktı. O yüzden daha fazla konuşmadan evi terketmek istedi. Kapıya yönelirken gözü masanın üzerine bıraktığı yüzük kutusuna takıldı:
- bu konuyu bir daha açmayacağım, - kutuyu eline aldı - ama bu kutu hep cebimde olucak...- dedi ve yeniden cebine koydu.
Ve gitti...

Gitti ama arkasında kendine en az onun kadar kızgın olan bir kadın bıraktı.

Arabasına binmeden var-gel ettiği sokaklarda açıp içindekine bakmaya bile kıyamadığı kutuyla baş-başa kalmıştı...

Sabaha kadar uyuyamadı Keriman. Farkındaydı. Herşeyin farkındaydı... Yunusun böyle bir muameleyi haketmediğinin farkındaydı... Kendisinin yine çok korkak, cesaretsiz davrandığının da farkındaydı. Ama bu kez daha çok düşündü... Ve nihayet bir karara vardı. Artık kaderini kendi ellerine almanın zamanıydı. Artık daha cesur adımlar atmanın zamanıydı. Keriman gibi kaçmayacaktı artık. Yunus gibi yüzleşecekti, üstüne-üstüne gidecekti. Zamanla öğreniyordu ondan bunu. Kalbinin sesini dinledi.... O ses ona Yunus dedi. Ve hep böyle olucaktı bundan sonra... Yunusla ilgili herşey için yalnız kalbine başvurucaktı.

Can mutluydu... Önemli olan da buydu zaten... Ona olan haklarını Gizemin kollarına bıraktığı anda kaybetmişti. Herşey olduğu gibi kalıcaktı. Yunusa hayatında yeniden hoşgeldin dediği ana kadar nasıl dayandıysa, öyle de devam edicekti. Canın hep bir Keriman teyzesi ve Yunus amcası olacaktı. Yunusa güveniyordu... Çok güveniyordu...

Yarın geleceğine dair Cana söz vermişti. O yüzden Samsuna gitme fikrini kısa süreliyine de olsa erteleyemedi. Ama fazla geç kalmayacaktı. Yunusa artık hiçbir zaman geç kalmayacaktı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder