27 Nisan 2014 Pazar

Senden Kalan - fragman 2. :)

esma-- yarın gelecek.. ters davranma,ha.. çok ayıp.. bir gör,canım.. ne olacak ki.. umut işte..

keriman-- of abla,off.. bıkmadın yani..

esma-- çok konuşma bakayım sen.. aa,bu ne canım..
rahmetli anacığım,seni bana emanet etti,nur içinde yatsın..
senin birşey yapacağın yok,bekle bekle nereye kadar..
yaşın gelmiş otuza. böyle tek başına,ömür mü geçer..
(nemlenen gözünü siler) hayırlısıyla oluverir de.. gece vakti ,ne yapıyor bu kız diye merak etmem bende.. yunustan sana, artık hayır yok.. adam nişanlı.. treni kaçırdın.. telefonu açmadın diye ,merak edebilir ancak..
kocan olsa,anahtarı olur.. gelir evine, görür seni.. beni arayıp,esma abla bir baksan demez dimi..
(mahsunlaşıp ).. ahh ah,muhsinim de çıkıp geliverseydi ya.. öyle özledim ki..
keriman sarılır ablasına.. teselli eder.. 

esma-- (yanağını okşayıp) uuu,ablasının bir tanesi.. 
uysal kardeşim.. elim ayağım tutarken.. telli duvaklı görürüm inşallah..  gece gece,bir daha getirme beni..  yunusu da ara.. 
hala merak ediyor,seni çocuk.. 

keriman-- tamamm... iyi geceler.. 
esma-- bak ya,yine arıyor....  ha,yunuss.. .............. iyi ablam,iyi.. 
(merdiveni inerken,konuşuyordur.. ) gördüm canım.. şimdi yanındaydım.. iki ayağımı,bir pabuca soktun .. nasıl geldiğimi bilemedim valla

******

keriman-- ben gittim.. uçak inmiştir.. servisle gelirler ,birazdan.. 

esma-- kız keriman,şaşırdın mı sen.. .. yunus  mesaj atmış ya ,sana.. 
keriman merak etmesin ve beklemesin diye birde beni aradı..  çocuk,işini ayarlamış.. senin için.. koşturuyor.. telefonuna baksana,sen...

keriman-- (sinirini yatıştırmak için,derin bir defes alıp )
 kimsenin koşturmasına ihtiyacım yok.. ona mı,kalmış benim misafirimi karşılamak.. anahtarı verirsin.. yunus bey ,getirdiğini sana
 bildirir nasılsa.. hoşçakal.. 

esma-- (merdivenden inen kerimanın, arkasından seslenir.. ) kız keriman.. kerimann,nankörsün yeminle.. kıymet bilme,daha sen.. 

yılmaz-- yengee,keriman mı geldi.. ne olmuş.. 
esma-- elinin körü olmuş..  çayı koy,hadi.. (kapıyı kapatır ) mügee.. 
kız mügee.. 


Vicdan Nazan Öncel - Bir Umut İşte


Nazan Öncel - Bir Umut İşte (vicdan) paylaşan: sarikiz35

26 Nisan 2014 Cumartesi

Senden Kalan - fragman 1. :)

elif-- yunus,gidersen.. biter..

yunus-- ( merdiveni inip..  az önce kerimanın çıktığı kapıdan seslenir
 "kerimann beklee"
hala merdivenin başında duran, elife bakarak..)bana karışmana,emir
vermeye çalışmana..  dayanamıyorum artık ..bu şekilde olsun, istemezdim.. ama bence de bitti..
hatasızım demiyorum da,bitmesinin nedeni de keriman değil..
anlamayacağın.. birşeyler yakıştıracağın için,tuvalette diyemedim..
(parmağındaki yüzüğü çıkarıp,trabzana bırakır ) ve kerimana, çok ayıp oldu..

elif-- (sinirli sinirli, iner basamakları ) bana ayıp olmadı mı.. yakıştırmak için nedenim olduğunu,bildiğinden söylemedin.. nasıl baktığını gördüm ve sana açıklaman için fırsat verdim..
kaç kere sordum,hep sonra konuşuruz dedin..
ama eski sevgilin evine gelince.. anında yüzüğü çıkarıp ..bitirebildin.. oh ne ala.. (kaşlarıyla yüzüğü işaret edip ) tak onu parmağına..

yunus-- nişanlanmamızın ve bitti  diyemeyişimin,nedenini sen
gayet iyi ,biliyorsun.. benden şikayet ediyordun,daha ne istiyorsun..
işte bittii..... yüzüğü de,çıkardım.. taktırabiliyorsan,taktır hadi..
eşyalarını nimet hanım gönderir.. benim gitmem lazım..

24 Nisan 2014 Perşembe

Senden Kalan..




Sifon çekilmiş,yunus elif ve kerimanın birbirlerine bakışında
kalmıştık ...
Senarist noktayı,orada koymak zorunda bırakıldı.Bizde dizimizi seyredememekle cezalandırıldık.
 Sesimizi duyurmaya çalıştığımız sağır, dilsiz , kör ve beceriksizlere
 rağmen..  elimizden geleni ardımıza koymadık.
Bu vicdansız günlerde.. vicdan için bir araya geldiğimiz,siz dostlarla..
görüşülmeden,tanımadan da..birlik beraberlik içinde olunabileceğini
kanıtladık. Buruk da olsa,kazançlı hissediyorum kendimi..

Daha önceden ; hani hiç verilmeyen umuttan.. umutsuzluk kırıntılarının bile,bize acaba dedirttiği dönemde..
bir arkadaşımız önermişti,bende devam senaryosu yazmanın
zorluğundan ve saygısızca olacağından bahsetmiş.. kabul etmemiştim..
Hala aynı düşüncelere sahip olsam da,artık kaybedeceğimiz  birşey yok..
Senaristimiz beni affetsin.. karakterlerini alıyorum ama benim gördüğüm halleriyle..
Telif hakkı gibi sorunlar olmaması için.. adını da.. değiştiriyorum..
"Senden Kalan..  " yakında burada başlıyor.Bekleriz..



21 Nisan 2014 Pazartesi

Vicdan - Senaryo (Azadali )... Final

FİNAL

Sabah 8 buçukta dayanmıştı kapısına. Çantasını alıp çıktığında karşısında gördüğü manzaraya çok şaşırmıştı kadın.
- hazır mısın? - diye sordu geceyi açık gözle geçirip sabahın köründe elinde gök kuşağının her renginde çiçeklerden oluşan küçük buketle kendini burada bulmuş adam.
- evet... Okula gidiyorum... Niye ki? Ne gü... - çiçeklerden gözünü alamayan ve hala rüya denecek kadar güzel olan bu sürprizin büyüsünden ayılamayan kadının sözünü ağzında bıraktı Yunus:
- nüfus cüzdanın çantanda mı?
- evet, ama...
- hadi gidelim o zaman. Okul bekler. - deyip elinden tutarak merdivenlerle aşağı götürdü onu.
- Ama... Ama Yunus... Gerçekten okula gitmem gerekiyor... Çok önemli... Hem kapıyı kitlemedim... Yunus, ablam henüz gelmedi... Tekbaşına kaldı çocuk.. - diye kendini gülümsemekten alamayan ama gerçekleri de unutamayan ve merdivenlerle sanki kendi bacakları ile değil Yunusunkilerle inen kadın.

Yunus binanın çıkışında nihayet durdu:
- Bitanem, bu gün gitmezsen nolucak? Ha? Hem öğrencilerin de tatilde. Ablanı da arabaya oturduktan sonra arayıp eve girene kadar orda bekleriz... Bizi böyle görmesin ama, yakalarsa kurtulamayız Esma abladan - pes edecek gibi değildi Yunus. Gözleri büyülenmiş gibi bakıyordu.
- Nereye gidiyoruz? - nihayet sorabildi. Azönceki hızlı inişten ve heyecandan soluksuz kalmıştı Keriman.

Artık biraz sakinleşmekte fayda olduğunu düşünen Yunus elinde unuttuğu çiçekleri Kerimana uzattı. Kadının kısa, hafif ve beyaz yaz elbisesinin, toplanarak uzun boynunu gözler önüne seren siyah saçlarının, parlayan gözlerinin, gülen dudaklarının ve zarif teninin yanında daha da güzelleşmişti onlar. Yüzünü elleri arasına aldı ve o eşsiz özel sesiyle konuştu Yunus:
- evleniyoruz, aşkım... Yıldırım nikahı yapmaya gidiyoruz... Akşam da herkesi toplayıp düğünümüzü yapıcaz... Bir saat sonra karım olucaksın... Anlayabiliyor musun?
Alamadılar gözlerine dolan mutluluk gözyaşlarının önünü... Nasıl birşeydi bu? Niye bukadar mutluydular? Niye bu kadar hızlı atıyordu kalpleri? Bir-birilerine olan aşkları mı artacaktı o imzayla? Daha mı çok seveceklerdi? Daha mı çok arzulayacaklardı bir-birilerini? Hayır...

Biirlikte yaşamak...
Ortak ev...
Zamanı paylaşmak
Belki birilerine çok sıkıcı, hatta dayanılmaz gelebilirdi. Ama bunun kiymetini bilmeleri için çok ciddi nedenleri vardı onların. İç-içe olmak, vücutlarında ve ruhlarında yaşadıkları yarımkalmışlığı bir daha hissetmemek fikri o kadar rahatlatıyordu ki... Bu kadar mı özlenirdi bir koku?! Bu kadar mı özlenirdi hafif rüzgarla alnına savrulan saçların yarattığı görüntüsü bir adamın?! Bu kadar mı beklenirdi kipriklerini indirip güldüğünde tüm dünyayı deyiştirebilecek bir güce sahip olan yüzü kadının?! Artık Kerimanın her eşyasında, her yaptığı şeyde bir Yunus, Yunusun her eşyasında, her yaptığı şeyde bir Keriman demekti bu. Zamanla Kerimanda bir Yunus, Yunusda bir Keriman beliricekti. Ne kadar ihtiyacı vardı bu iki zıt insanın kendilerinde bir-birilerini barındırmaya?! Bu kadar mı ihtiyaç duyabilirdi iki insan bir-birine?!

Birlikte yaşamak...
Ortak ev...
Zamanı paylaşmak...

-----------

Birkaç dakikalığına da olsa arabada bırakmaya kıyamadığı çiçekler elinde Yunusla mahalleye girdiklerinde onları ilk selamlayan Vehbi olmuştu. El sallayarak:
- Yunus! Hoşgeldin! - diye bağırmış, sonra da o garip kahkahasıyla gülmeye başlamıştı. Aslında biraz önce evlendiklerinden habersizdi. Ama dün gece düğündeki hallerinden bu efsanenin yeniden geri döndüğünden emindi artık "Gülen Adam".

Cevabında gülümseyerek Yunus da ona el sallamıştı uzaktan. Evin kapısına doğru yönelmek istediklerinde kulağı hep dışarda olan ve Vehbinin sesinden geldiklerini anlayan Esma hemen camı açıp kendini ordan dışarı atacakmış gibi boylandı. Sabah Kerimanın evine gittiğinde orda olmadığını görüp hala uyumakta olan Canı kontrol ettikten sonra aramıştı kardeşini. O an ablasının eve girdiğini görür-görmez arabayı çalıştırarak mahalleden uzaklaşan Yunusla Keriman menzillerine ulaşmak üzereydiler:
- Keriman nerdesin sen? Ne vardı bu kadar erken gitcek?! Hani konuşucaktık senle? - Canı uyandırmamak için sakin konuşmaya çalışıyordu. Dün gece olanları detaylarına kadar bilmek istiyordu Esma.
- abla kapatmam gerekiyor, sonra konuşuruz...
- kız nerdesin sen? Delirtme şimdi beni!
- üff abla, Yunuslayım, nikahımızı kıymaya geldik, nikah memuru gelicek şimdi, hadi kapat... - söylemezse kurtulamayacağını biliyordu.
- ne?! - telefonda öyle bir bağırdı ki Esma, Can uykudan dik atıldı - ne nikahı?! Kızım sen delirdin mi?! Bu işler böyle mi yapılır?! Elçilik nerde?! Nişan nerde?! Ne haltlar karıştırıyorsunuz siz?!
- ay, abla ne bağırıyorsun?! Canı uyandırıcaksın şimdi. Bak kapatıyorum! - bu kez gerçekten kapatmak zorundaydı Keriman.
- Keriman! Keriman! Getirtme beni oraya şimdi!
- ... - Keriman telefonu kulağından uzaklaştırdı. Zaten ses yeterince geliyordu ki, Yunus kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu.
- Yunusa ver telefonu! Yunusa ver diyorum telefonu!
Keriman telefonunu Yunusa yaklaştırdı. Yunus arabayı kullanmaya devam ederek öylece uzaktan:
- ablacım, Esma ablam, ben bu kızı başka türlü nikah masasına götüremeyeceğimi anladım. - dedi. Keriman ona bakıp gözlerini kıydı. Yunus suçlu-suçlu "naapiyim" der gibi omuzlarını ve kaşlarını kaldırarak gözlerini bereltti - O yüzden önce bi evlilik cüzdanımızı alalım, sonra gelip elinizi öperiz biz. Tamam mı? Söz!
- ordan çıkıp hemen buraya geliyorsunuz, duydunuz mu beni?! Gelmezseniz bacaklarınızı kırarım sizin!

Konuşmalarından bir saat geçmesine rağmen hala hırsı soyumayan Esma kardeşinin eve gelmesini bile bekleyemeden ordaca sesini başına atıp kollarını uzatarak azarlamaya başladı onu:
- oldu mu Keriman, oldu mu şimdi bu? Biz sana herşeyimizi anlatalım, sen hiçbişey anlatma! Herkesten gizli git evlen, tamam mı?! Senden de hiç beklemezdim, Yunus. Yapılır mı, oğlum, ablana bu, ha?!
- abla, - dedi ve çok utandı Keriman.
Sese tüm komşular bir-bir balkona çıkıyorlardı.
- abla deme bana! Duydun mu beni?! Abla deme bana! -------------. - bağırıyordu ama onu böyle elinde çiçeklerle ve hiç eksimeyen yüzüyle gördükçe yumuşamaya başlıyor, mutluluk gözyaşlarına engel olamıyordu. Muhsin bu mağdurları karısının elinden kurtarmak için merdivenlerle aşağı inmekteydi.
Muhsini görünce Yunusla Keriman yeniden evin girişine doğru dönmek istediler. Ama anlaşılan o ki onları bu gün bu sokaktan bırakmamaya sözleşmişti herkes. Karşıdan olanları izleyen ve artık dayanamayan Sevgi bile dile geldi:
- Yunus?! Ablam?! Aşkolsun, yapılır mı böyle şey?.... - Ziya onun kolundan tutarak "bırak rezil ediyorsun adamı" diye durdurmuştu karısını.
Ama Yunusla Keriman olanlara gülümsemekten başka birşey yapamıyorlardı. Herkesin bu halleri onlara çok komik gelmekle yanaşı hem de biraz utandırıyordu ki, hep kaçmak üzereydiler. Ama bu kezde Emrelerin düğünü için köyden gelmiş ve hala Sevgilerde olan Yunusun annesi durdurdu onları:
- Kızlar, yeter artık! Görmüyor musunuz yüzlerinde güller açıyor yavrularımın?!... Yazık değil mi onlara?! Yunus oğlum, en iyisini yaptın! Allah mesut etsin! Bir yastıkta kocaltsın! Çoluk-çocuk sahibi olasınız! Hadi eyvallah, al götür karını!
- Allah tamamına erdirsin! Mutlu mesut yaşayın! - Kadriye ablada duyurabilmişti sesini uzaktan.

Bayaktan sokağın ortasında el-ele tutup kımıldayamayan hale gelen yeni evliler bir-birilerine ve bu balkonlara bakarak gülmekten alamıyorlardı kendilerini. Durmadan seslenen duaların, tebriklerin, güzel dileklerin eşliğinde karısının elini bırakarak bu kezde omuzundan tutarak kendine doğru çekti ve sarıldı ona Yunus. Kerimanın yanakları allanmıştı. Bu haberi böyle paylaşacakları akıllarına bile gelmemişti.

Birden bu ses-küyün arasından güçlü bir ıslık sesi geldi. Ses gelen tarafa döndüklerinde gece nöbetinden dönen karısı İclali karşıladıktan sonra onunla bir köşede kol-kola olanları izleyen Faruğun "bravo!" diyerek onları yürekten alkışlamaya başladığını da gördüler. Şimdi herkes ona katılmıştı. Yunus artık kahkaha atıyordu. Başını bir az eyip karısının saçlarından öptü. Keriman başını kaldırıp ona baktı. Mutlulukları paylaştıkça artıyordu. Bir-birilerine aşkla, sevgiyle, gururla, umutla bakıyorlardı.
Bayaktan sandalyesini çekip kahvenin dışarısında oturarak olanları sessizce ve sürekli dolan gözleriyle izleyen Nafi amcanın bile yüzünde gülümseme seziliyordu. Oğlunun yaptıklarına göre duyduğu utançla yanaşı bunda kendi payının olduğu gerçeği de hala sızlayan vicdan yarasının kabuk bağlamasına izin vermiyordu.

Duyan, duymayan herkes bu birkaç dakikanın içinde dışardaydı artık. Yeni gelenlerin "nolmuş" soruları, haberdar olanların "evlenmişler", "yıldırım nikahı yapmışlar" cevapları kaynıyordu aralarda. Mutluluktan dolan gözler, gülen yüzler gittikçe artıyordu. Can bile aşağı koşarak annesine sarılmıştı. Esma, Sevgi, Ziya, Muhsin ve herkes gülüyordu. Herkes herşeyi unutup sadece bu sevincin bir parçası olmak istemişti. İboyla Hande bir kenarda sarılarak onlara büyük hayranlıkla bakıyorlardı. Bal ayına gitmezden önce evden birkaç şey almak için mahalleye dönen Mügeyle Emre bile şaşırmıştı. Bu güzel anı ebedileştirmek gerekiyordu. Müge her zaman özendiyi bu müthiş ikilinin fotoğrafını çekmek için hemen telefonunu çıkardı. Ama bu resimlerde yalnız onlar değil, arkalarındaki balkonlardan, sokağın her köşesinden beliren yüzler de vardı. Bu güzel yaz sabahında mahalledeki ağaçlar bile sanki daha yeşildi. Yunusun mavi çizgili gömleyi, Kerimanın beyaz elbisesi, balkonlardaki çiçekler... Tüm renkler daha parlaktı sanki bugün. Yıllarca Mügenin kitabının arasında koruyup sakladığı resmi yenilemenin zamanıydı artık. Bundan sonra kitapların arasında, kutuların içinde kalmayacaktı ama o resimler. Mutluluğun simgesi olarak kim bilir kaç evde çerçevelenecekti.


Bir avucunda oğlunun eli, diğerinde Yunusun verdiği çiçekler baktı onun yüzüne, gözlerine ve sordu:
- Birisi düğün mü demişti?
O da baktı ve düşündü: artık her sabah uyandığında görebilicekti Kerimanının yanaklarındaki bu gamzeleri.

Birisi düğün mü demişti? Bundan daha büyük, bundan daha güzel düğün olabilir miydi? Yıllarca sokağının her karışında ayakizleri ayakizlerine karışmış bu mahalle insanlarının hakkı değil miydi bu düğün? Ellerinde büyümüş bu aşk hikayesinin mutlu sonuna giden uzun yolculuğun başlamasına şahit olmak, bunun dünya boyda sevincini paylaşmak hakları değil miydi?!

Ne kadar çok özlemişti mahalle öz efsanesini?!

Ve bir zamanlar doğurduğu yavrusunu yeniden kucağına almış gibiydi...

20 Nisan 2014 Pazar

Vicdan Keriman & Yılmaz


Vicdan Keriman & Yılmaz paylaşan: sarikiz35

Vicdan Tarkan-Hatasız Kul Olmaz


Tarkan-Hatasız Kul Olmaz (vicdan) paylaşan: sarikiz35

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 7.kısım

Kerimanla Yunus evlenme kararı aldıklarında Emreyle Müge henüz ilk okuldaydılar. Kadere bak... Şimdi onların düğününde iki yabancı insan gibi bakışları karşılaşmasın diye sırayla uzaktan bir-birilerini izliyorlardı.

İki aydır doğru-düzgün göremiyordu yüzünü...Gördüğünde de ne söyleyeceyini bilemiyordu... Konuşmaya çok ihtiyacı olduğunu görebiliyordu. Ama yine de fazla iletişime giremiyordu onunla... Gittikçe daha fazla içine kapandığını sessizce seyretmek zorunda kalıyordu. Hangi konuda konuşurlarsa konuşsunlar dönüp-dolanıp yine kendi çaresizliklerine dokunacaklarını biliyordu çünki. Daha fazla acıtmak istemiyordu onun canını. Ve böylece hergün biraz daha uzaklaştığını düşünüyordu kendinden. Bir yol bulamıyordu bu çıkmazdan.

Mesela şimdi tam baktığı semtte oturan bu siyahlı kadın - evet, siyahlı çünki yine siyah saçları, siyah kalemli gözleri ve zarif vücudunu daha da belirginleştiren omuzları açık (offshoulder) uzun siyah elbisesiyle başka şey düşünmez hale getirmişti onu... Bu güzelliye dokunamaması, o gözlerin derinliklerine yakından dalamaması, onun yüzüne istediği kadar bakamaması, onunla istediyi konularda istediyi kadar konuşamaması neyin cezasıydı? Bunu haketmiyorlardı... Bu uzaklığı hakedecek hiçbirşey yapmamışlardı.

Hapishanede bile kendini bu kadar mahpus hissetmemişti. Şimdi yeğeninin aylardır sabırsızlıkla beklediyi düğünü geçen sahildeki bu açık restoran bile ona hapishane gibi geliyordu. Yapmak isteyip yapamadığı şeylerin hapishanesi. Daha fazla dayanamadı bu mahpusluğa. Çıkıp yüzü denize doğru yürümeye başladı.


Gizemleri kaybettiyinden nerdeyse 2 ay geçiyordu. Hala kabüllenememişti bu kaybedişi. En yakın arkadaşlarıydı onlar... Hayatının en mutsuz, en dehşetli anlarının şahitleriydi. En facialı haliyle sığınmıştı onlara. Son zamanlar araları hep kötüye doğru gitse de Müfitle ilgili de çok güzel hatıraları vardı. Ve en önemlisi onlar Canın anne-babasıydılar.
Tam anlamıyla anne-baba olmuşlardı çocuğuna. Bu 9 senede nerdeyse her gün onlardan herhangi bir yolla haber tutmasına rağmen birkere hissetmemişti bundan zorlandıklarını. Yalnız arkadaş değillerdi onlar... Dost, kardeş, bazen abi, abla, hatta anne, baba olabilmişlerdi ona zamanla.

Ve bu kayıpla kendini bir karanlıkta hissedecek kadar kahrolurken bir de suçluluk duygusu gelmişti üzerine. Hiç istememişti böyle olmasını. Hiç istememişti... Ama olmuştu... Hem de böyle bir zamanda... Canla ve Yunusla ilgili geleceyine dair tereddütler yaşadığı dönemde... İçinde biryerlerde hep suçluyordu kendini zamanında böyle düşüncelere daldığı için... Böyle mi olucaktı? Böyle mi kavuşacaktı oğluyla ortak hayata?

Ama zamanla daha farklı şeyler öğretiyordu ona bu acı. Daha başka dersler veriyordu... Mutluluğu ertelememek dersi... Geç kalmamak dersi... Gittikçe daha çok farkına varıyordu hatalarının. Ve bunlar da son birkaç haftada daha çabuk iyileşmesini sağlıyordu. Yunusa bir cevap vermek için kendini hazır hissetmesini bekliyordu. Yeniden onu ve kendini hayal kırıklığına uğratmamak için...

İyileşmek için diğer en büyük nedeni de Candı. Onun için biran önce toparlamalıydı. Annesini ve babasını kaybettiklerini çocuğa anlatmak hayatındaki en zor konuşma olmuştu belki de. Can duygularını fazla sesli yaşayan çocuk değildi. Bu kez de öyle olmuştu. Kendini iyi göstermeye çalışıyordu, ama Keriman herşeyi biliyordu. Biraz daha böyle devam etseydi psikolog yardımı istemek üzereydi. Ama yine de Yunus... Yine de en zor anında yetişmişti imdadına. Canla birlikte çok vakit geçiriyordu ve bundan zevk aldığını da görebiliyordu Keriman. Cana da çok iyi geliyordu Yunusla konuşmak, onunla birlikte birşeyler yapmak. Acaip özel bir bağ yaranmıştı aralarında. Keriman çok çaba sarfediyordu ama hala kalp ağrısı olmadan izleyemiyordu bu ikiliyi. O yüzden de ne kadar çalışsa da onlara pek fazla katılamıyordu. Sadece onun oğlu olduğu için değil, hem de farklı ve yaşına uygun olmayan bir olgunluğa sahip, karakterli çocuk olduğu için bu kadar iyi anlaştıklarını biliyordu. Ama az kalsın öldürdüyü adamın çocuğuyla çok özel bir ilişki yaratmış bu kocaman yürekli adama hala kıyamıyordu.

Aslında şu an hayatta en çok istediği şey biraz ilerdeki yüzü denize taraf olan, elleri cebinde, omuzları herzamanki gibi biraz bükük halde dayanmış siyah gömlekli adama yaklaşmak, başını onun sırtına dayamak, omuzlarına sarılmak ve ondan özür dilemekti. Ama ondan önce başka birşey yapmalı olduğuna inanıyordu.

Kumsallığa inmezden önce ayakkabılarını çıkarıp oradaca bıraktı. Elbisesinin eteyini elleriyle biraz kaldırıp ayaklarını toprağa bastı. Yunus denizin sesinden onun gelişini hissedememişti:
- Bu kez izin vericem, söz..
Sese hemen başını çevirdi Yunus. Yüz ifadesinden sevinç karışık bir şaşkınlıkla yanaşı söylenilenden de birşey anlamadığı belli oluyordu ki, Keriman daha da kendinden emin bir şekilde söyledi:
- söz veriyorum, artık sözünü kesmeyeceğim.
Siyah gömlek çok yakışıyordu Yunusa, tıpkı Kerimana siyah elbise yakıştığı gibi. Bir-birilerine bakarken akıllarına hakim olan bu aynı düşüncelerden habersizdiler.

- tamam... Tamam... Anladım - Diye sonunda zorlukla da olsa gözlerini ondan ayırabildi. Bir saniye bile tereddüt etmedi. O günden beri taşımaya devam ettiyi yüzük kutusunu cebinden aldı, avuçlarında tutarak yine ona baktı ve
- evlenelim mi, Keriman? - dedi.
Çok ve büyük sözlerle konuşmayı sevmediğini biliyordu Keriman. Üstüne de eğer usanmışsa, yalnız bu kadarını söyleyebilirdi. Önemli olan bakışlarıydı... Onlar yeterince konuşuyordu...
- nasıl? - diye Yunusun sabrını sınavdan geçiriyordu sanki.
- allah aşkına beni delirtmek mi istiyorsun, Keriman?! - biran önce sevdiğine kavuşmanın sabırsızlığı delirtiyordu Yunusu - Artık evlenelim mi diyorum - tekraren sordu Yunus ve ardından öyle bir baktı ki, Keriman daha fazla dayanamayacağını anladı. Adım-adım Yunusa yaklaştı ve sadece:
- evlenelim... - dedi.
- nasıl? - sabrıyla oynamak aklının ucundan bile geçmiyoru, sadece kulaklarına inanamadı.
- evlenelim, Yunus, - hiç alınmadan onun avuçlarından kutuyu aldı ve gözlerinin içine bakarak daha büyük bir eminlikle bir daha dedi - evlenelim.
Yunus derinden bir nefes alıp Kerimanın başını avuçları arasına aldı, hafifce sıktı, sıktı ve artık gülümseyerek:
- axxx, axxx, Keriman, axxx- dedi. Sonra da bir eliyle onun başını kendine doğru çekti, alnından öptü ve bağrına bastı...

Biraz böylece sarılarak durdular. Sonra birşey hatırlamış gibi ayrılıp kadının elindeki kutuyu aldı:
- artık yerini almalı değil mi ama? - İkisi de gülüyordu. Mutluluklarını şimdi bağırararak yaşasaydılar, tüm şehri ayağa kaldırabilirlerdi belki.
Ve o yüzük aşık olduğu kadının parmağında ebedi yerini buldu...

Kerimanın yüzük olan eli hala Yunusun elindeydi. Napacaklarını bilmeden bakıyorlardı birbirlerine liseli aşıklar gibi. İstenilen an akrabalarından birine yakalana bilirlerdi. Yunusun kalbinden geçen de şuan karşısındaki bu siyah-beyaz güzelliyi öpmek, ona hiç ayrılmadan sarılmaktı. Ama bu Kerimandı... Onunla ilgili herşey özeldi... Ve özel olarak da kalıcaktı... Hem ayların, hatta yılların birikmiş özlemi ve tutkusuyla şuan alışıp yanan ve bunu vücut dilleriyle bile saklayamayan bu ikilinin arzularını bir öpücük nasıl dindirebilirdi ki...
Çok uzakta olmayan ve hala eylenmeye devam eden kalabalığa işaret ederek nihayet dillendi Keriman:
- biraz daha geç kalırsak ablam kalkıp buralara kadar gelicek.
Bu sahneyi tam anlamıyla akıllarında canlandıra bildiler ki, gülmeklerini tutamadılar.
- e gidelim o zaman! - sanki yeniden doğmuştu Yunus bu sözleri söylerken.
Denize arkasını dönüp kollarını yanlarına salarak Kerimanın taraftaki avucunu açtı. Kendi elini o avuca yerleştiren sevdiyi kadınla şarkıda söylediyi gibi tüm kötü hatıralarını denize bırakıp yeni ve mutlu hayallerini ve Kerimanın ayakkabılarını alarak kendileriyle götürdüler bu otuzlu yaşlarda hala yeniyetme olan aşıklar.
Düğüne el-ele girdiklerinde herkes birşeyler olduğunun, hatta çok iyi birşeyler olduğunun farkına varmıştı. Farketmemek mümkün değildi, mutlulukları dudaklarından, gözlerinden okunuyordu. Bayaktan hapishane gibi gelen bu mekanda artık halay çekiyordu Yunus. Önce sevgilisiyle el-ele tutup katıldılar bu sıraya, sonra sanki insanlar onları daha bir özlem sınavına çekmek ister gibi aralarına girdiler. Esma meraklı gözleriyle Kerimanın parmağındaki değişikliyi bile görebilmişti. Kulağına bu sözleri fısıldamaya da fırsat bulmuştu:
- sabah olunca konuşucaz senle!

Onların salona girmesiyle düğün yeniden başlamıştı sanki. İnsanların neşesinin üzerine neşe gelmişti. Kimse yorulmak bilmiyordu. Geç saatlere kadar onları rahat bırakmadılar. Onlara bakan herkesin yüzünde bir muzurluk yapmak isteği seziliyordu. Hep birileriyle konuşmak, dansetmek zorunda kalıyorlardı. Ama gece boyu hiçbirşey onların bakışlarını bir- birilerinden ayırmaya yetecek kadar güçlü değildi.

Eve geçtiklerinde Keriman onlarla aynı anda binanın önünde Ziyagillerin arabasından düşen Esmaya seslenip:
- abla, yarın okula bir uğramam gerekiyor biliyorsun. Sabah 8 buçuk için bana gelebilirsin değil mi? Canı erken uyandırmak istemiyorum, çok yoruldu - demiş ve çok yorgun ama bir o kadar da mutlu olan kadından "gelirim canım, nolucak" cevabı almıştı.

Dayanamayıp yolda uyuyakalmış Canı kollarında eve kaldırdı Yunus. Yatağına yatırıp hemen kapıya yöneldi. Biraz kalırsa gidemeyeceğini biliyordu. Gitmeden önce onu uğurlamak için kapının önünde duran Kerimana bir daha baktı. Öperse kendini durduramayacağından korkuyordu. Ama yine de eyilip küçük bir öpücük kondurdu sevdiği kadının dudaklarına. Dönüp açmak için kapının kolundan tuttu ama yine dayanamayıp bu kez masum denenden biraz daha uzun öpücükle dokundu Kerimanına. Kadının bu öpüşe cevabı yeniden aklını başından aldı... Kapıyı bırakıp onun kollarına dokundu... Kerimanın da bu özleme karşı duracak iradesi kalmamıştı. Kayboluyordu yine onun tutkusuyla baskın yapan bakışlarının altında. Her böyle baktığında darmadağın ediyordu tüm sınırlarını kadının. Yunus da görebildi sevgilisinin gözlerindeki arzuyu. Ve yine öptü... Öptükce kolları arasına aldı onun vücudunu. Öptükce saçlarının arasında hissetti Kerimanın parmaklarını. Öptükce incitmemek için onu değil öz elini duvara dayarken buldu kendini. Öptükce boynunun en saklı yerlerini tattı kadının... Ve öptükçe kendi boynunda hissetti onun sıcak nefesini... Kapının o tarafında birileri ayak saklarsa mutlaka soluk seslerini duyabilirdi onların... Bu sıcak yaz akşamında bir de arzuyla kavruluyordu alışıp yanan bedenleri... Ama...

Ama... Bu evde bir Can vardı artık...

Keriman onun ayrılabilmek için nasıl bir çaba sarfetmiş olduğunun farkındaydı ... Ve bunun için çok minnettardı...

Tutkusuna yeniden yenik düşmemek için hızla iniyordu merdivenleri. Durup son defa baktı kapıda onu uğrulayan kadına. Gözleri bulutlu, hala bir eli göğsünde duruyordu orda. Ve giderken ne yapacağını artık biliyordu Yunus...

18 Nisan 2014 Cuma

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 6.kısım

Yunusu ne kadar içeri davet etse de kabul etmemişti bu teklifi adam. Öyle kapıdaca Can duymasın diye kısık sesle konuşmak zorunda kalmışlardı.

3 günden fazlaydı haberi yoktu Kerimandan. Ne kendisi aramıştı, ne de o... Ama özlemi ayaklarını o huzur bulduğu eve götürmüştü yine. Samsundan henüz dönmemiş olacağını tahmin etmişti. Anahtarları çok önceden vardı, onu ilk defa ziyaret ettiğinden beri kendisinde saklamıştı. Bu eve onsuz ilk gelişiydi. O yüzden az kalsın ayakkabılarını çıkarmayı unutucaktı. Ama birden durdu.

Ayağındakileri çıkarıp Kerimanın onun için aldığı koyu mavi, beyaz ve kırmızı çizgilerden oluşan kareli terlikleri dolaptan alarak giydi. Ordanca eve göz gezdirdi. Evet, evde yoktu. Yatak odasının kapısı kapalıydı. Açmak istedi. Kıyamadı. Böyle olurdu hep.
Onunla birlikte yaşadığı herşeye onsuz dokunmak çok zor geliyordu. Mutfağa baktı, herzamanki gibi çok temizdi. Nihayet salona geçti.

Ortalıkta birkaç parça çocuk eşyası gördü. Masanın üzerindeki renkli kalemleri ve çizilmiş resimleri de görünce Canla birlikte döndüğünden emin oldu. Resimlere baktı, gülümsedi. Kağıtlardan birinde uçak resmi çizilmişti. Uçağın yanındaki adam tanıdıktı.
Sakalları vardı...
Ablasına gitmiş olmalarına dua etmişti....

Olanları duyduğu andan itibaren en çok istediyi şey hemen ilk uçağa atlayıp Samsuna gitmekti. Ama aramamıştı... Dün gece barda içerken sürekli elinde olan telefona rağmen aramamıştı onu... Önceki gecelerde de...
Bir taraftan da şuan salonda herşeyden habersiz gibi görünen ama yanında annesinin, babasının ve Kerimanın eksikliyi duruşundan okunan ve kağıt üzerinde kendini az önce şahit olduğu gibi ifade etmiş bu delikanlının hali canını sıkıyordu.
Kerimanın anlattıklarından ve kendi gözlemlerinden çok hassas biri olduğunu biliyordu. Onunla vakit geçirirse daha çok işe yaramış olacağını hissediyordu :
- abla, sen git istersen, ha?... Samsuna, Kerimanın yanına git... Canı da ben alırım, olur mu? Merak etme ilgilenirim ben onunla... Hem Nimet hanım da çocuklarla çok iyi... Canla iyi anlaşıyoruz biz... Sen Kerimanı yalnız bırakma...

Esma ilk önce biraz tereddüt etse de aslında Yunusun haklı olduğunu biliyordu.
Bu iki günde zamanını ve işlerini Cana göre ayarlamıştı Yunus. Keriman döndüğünde bir gün önce aldığı iki adet kumandalı oyuncak uçaklarla oynuyorlardı. O an sanki evde iki tane 9 yaşlı çocuk vardı. Ellerinde birer kumandayla evin içindeki eşyaların üzerinden iki tane kurgu uçurtuyorlardı.

- büyüklerin de oyuncaklarla oynamayı bu kadar sevdiğini bilmiyordum - Yunusun bu hevesine hayret etmişti Can.
- evet, seviyorlar, hem de bazen çocuklardan daha çok seviyorlar. Neden biliyor musun? - elindeki işinden kalmadan gülümseyerek cevap veriyordu Yunus.
- neden?
- çünki bazı insanlar çocukluğunda çok isteyip ama alamadıkları oyuncakları büyüdükten sonra alabiliyorlar - bu kez uçağını indirip konuşuyordu. - Bak o zaman onlar da çocuk gibi seviniyorlar. Oturup benim gibi oynuyorlar. Mesela ben küçükken böyle bir uçağım olmasını çok istemiştim, ama olmamıştı...

Kapı çaldığında Keriman olacağını tahmin ettiği için Nimetin açmasını beklemeden kapıya koştu. Evet Kerimandı. Bu birkaç günde solmuş simasına, sonra da içerde hala dikkatini oyuncağından ayıramayan çocuğa baktı. Keriman içeriye girmek ve girmemek arasında tereddüt ediyordu:
- orda mı?
- evet...
- ben biraz daha burda durayım o zaman - deyip bahçeye doğru yöneldi Keriman. Hazır değildi çocuğun gözlerine bakmaya...

Yunus onu takip etti. Bahçeye vardıklarında:
- iyi misin?- diye sormaktan alamadı kendini.
Evet anlamında başını salladı Keriman. Hiç iyi değildi aslında. Bu soruya sesli cevap veremeyecek kadar kötüydü. Siyah gözaltıları onun yerine konuşuyordu.
- Sağ ol, onu yalnız bırakmadığın için...çok sağ ol... - gözyaşlarını azdırmak için ondan başka heryere bakıyordu.
- ne demek canım... - biraz durduktan sonra devam etti - Can çok başka bir çocuk. Yani sadece akıllı değil...
- evet... biliyorum... - gözlerine yine kara bulutlar çöktü. Dudaklarını ısırmaya başladı Keriman. Boğazındaki o büyük taşla başedemiyordu.
- söyleyecek misin ona? - onun böyle hallerine dayanamıyordu...
- bilmiyorum - çok çaresiz görünüyordu - yani... evet... Ama hemen değil...
- Eğer henüz iyi değilsen... istersen gitmeyin, ha? Birkaç gün kalırsınız burda... Sonra...
- yok, gitsek iyi olucak - biraz toparladı Keriman.
- tamam... nasıl istersen... - Yunus çaresizce pesetti.

17 Nisan 2014 Perşembe

Vicdan Ferhat Göçer - GİT


Ferhat Göçer GİT (vicdan) paylaşan: sarikiz35

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 5.kısım

Kapıyı çaldığından nerdeyse 2 dakika kadar sonra açtı onu Can:
- Can, kuzum?! - deyip sarıldı oğluna Keriman - sen kapıyı açarmıydın?
- annem söylediğinde açarım - Kerimanın gelişine herzamanki gibi çok sevinmişti Can.
- öyle mi? Peki nerde annen? - Canı bir daha koklayarak öpüp salona doğru baktı Keriman.
- odasında... - Can odayı gösterdi.
- geliyorum şimdi canım - içerden Gizemin sesi geldi.
- napıyorsun sen orda? - diye gülümseyerek Canın elini bırakmadan Gizemin olduğu odanın kapısını tıklattı - yalnız mısın?
- evet...
Diyebildi Gizem, Keriman dayanamayıp sabırsızca içeri girdiğinde. Aynanın karşısında makyaj yapan arkadaşına yaklaşıp özlemle ona sarıldı. Öperken sıkı makyaj yapmayan Gizemin yüzündeki fondoten çok abartılı gelmişti ona:
- özledim... Nasılsınız?
- iyi... İyi... Sen nasılsın? - Kerimanla konuşurken bile tedirginlikle sürekli yanındaki aynaya bakıyordu.
- bir yere mi hazırlanıyorsun? Yalnış zamanda mı geldim? - diye aynaya bakarak arkadaşının bu tavrına anlam vermeye çalıştı. Can da odadaydı.
- yo... Yo... - dedi Gizem.
Ama konuştukça ve ona daha dikkatli baktıkça fondotenin altından bile seçilecek kadar morarmış gözaltını görebildi Keriman. Bu morluğun yalnız bir tarafta olması onu daha da endişelendirdi. Hala aklına kötü birşey getirmek istemedi. Gizem bu bakışlardan sanki saklanmak ister gibi yüzünü çevirip kapıya taraf giderek konuşuyordu:
- e siz napıyorsunuz? - kapıya çatıp onu açmakla meşgul gibi hala yüzünü tam göstermiyordu - Esma abla nasıl? Yunus? E hadi gel artık, Keriman, ne duruyorsun? Bir kahve yapayım, konuşalım - deyip mutfağa doğru gidiyordu.
Kahvelerini içtiler, Can hala onlarlaydı, Kerimandan doyamamıştı henüz, hep soru soruyordu. Özellikle de Yunusu. Ama Keriman kendini bir türlü çocukla özlemini gidermeye veremiyordu. Aklı hep birşeyler yapmak zorunda gibi gözükerek yüzünü göstermeyen Gizemdeydi, onun yüzünde, gözlerinde, bakışlarında...
Nihayet, Can odasına geçti. Keriman daha fazla dayanamayıp çok ciddi bir ses tonuyla:
- otursana, Gizem! - dedi.
Başka çaresi yoktu. Oturdu.
- noluyor, Gizem? Neden böyle davranıyorsun? - kaşlarının arası düğümlenmişti Kerimanın.
- nolucak, canım? ... - devamını getirmek istedi, ama getiremedi. Daha fazla maskelenmeye gücü kalmamıştı.
- Gizem, gözünün altına noldu? - sesini biraz yükseltmek zorunda kalmıştı Keriman.
- ya nolucak, düştüm, çarptım işte - Gizem gözyaşlarına engel olmaya çalışıyordu.
- bu yüzden mi geldiğimden beri binbir bahaneyle yüzünü benden saklıyorsun? Gizem!
... - cevabında sessizlik.
- Müfit mi?! - Gizemin artık akmakta olan gözyaşlarına cevap gibi Kerimanın da gözleri dolmuştu. Sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu.
- ... - yine sustu.
- Gizem nasıl olur? Nasıl yapar bunu? - sandalyesini Gizeminkine yaklaştırıp ellerinden tuttu. İkisi de ağlıyordu - ya siz böyle değildiniz? Nası... Ne hakla vurur sana? Niye böyle oldu, Gizem? Konuş artık! - Can duymasın diye sesinin yavaş çıkması için büyük çaba sarfediyordu Keriman.
- ya aslında, en büyük suç bende... Çok üzerine gittim... Sabrıyla oynadım... Biliyosun, öyle şey yapmaz...
- Gizem! - öfkesini daha fazla tutamadı Keriman - koruma onu! Gerek yok! Nasıl yapar bunu sana?! Ne hakla?! Ya nasıl bu hale geldiniz siz?!
- oldu işte... Bir daha böyle birşey olmayacak, biliyorum... Çok pişman oldu... - sanki kendini de ikna etmeye çalışıyordu Gizem.
- ne zaman oldu bu? - kalbini daha da ağrıtan önemli birşeyi daha bilmeliydi - Can gördü mü?
Kadın hayır anlamında başını salladı:
- hayır. Bu sabah oldu, uyuyordu...
- bak, Gizem nolur, doğruyu söyle, daha önce de vurdu mu sana Müfit? - olanları nihayet kendi adıyla çağırabilmişti.
- yok, gerçekten yok... Nasıl düşünürsün böyle birşeyi? - ve hayatında ilk defa can dostuna yalan söyledi Gizem.

Daha önce bir kez de vurmuştu Müfit. Tatilden dönerken Canı Kerimandan alıp evlerine geldikten sonra olmuştu bu. Müfit çok deyişmişti Keriman gittikten sonra. Özellikle Yunusla yeniden yakınlaştıklarını öğrendikten sonra. Artık Gizemin her sözü, her davranışı itici gelmeye başlamıştı. Boşanmak istiyordu, ama karısının ayrılmak fikrini yakın bırakmamasını bahane edip aslında Kerimanı yalnız bu yolla görebildiği için boşanamamasını kendine bile itiraf edemiyordu. Bunun düzelesi tarafı yoktu. Gizemi sevmiyordu. Kadının ona olan sevgisinin zerresi kadar bir his kalmamıştı onda. Hatta tahammül edemiyordu artık onun "bak herşey düzelicek" hallerine.

Gizem çok aşıktı kocasına. Gözlerinde hala o pembe perdeler vardı. Göremiyordu, görmek isremiyordu gerçekleri.
- napıcaksın şimdi? - bir süre ne söyleyeceğini bilmeyen Keriman nihayet sordu. Aslında olanları Gizemden daha aydın görebiliyordu. O yüzden bundan sonra nasıl devamedeceklerine dair tereddütleri vardı.
- Konuşucaz... Herşeyi konuşucaz onunla... Halledicez, sen merak etme. Her ailede olur böyle şeyler. Her çiftin böyle zor dönemleri vardır mutlaka...
- Gizem, canım, arkadaşım - çok acıyordu arkadaşının haline Keriman - anlıyorum seni. Ama biliyorsun değil mi, ben herzaman yanındayım. İstersen Canı alıp gidelim bir süreliyine, birlikte kalırız. İkinizin de düşünmeye, kafanızı dinlemeye zamanınız olur, Müfit de yanlışını daha iyi anlar. Sonra gelir alır sizi ha?
- yok canım - gülümsemeye çalışıyordu Gizem - o kadar ciddi birşey deyil ya, geçicek... gerçekten. Ama istersen sen Canı alabilirsin. Zaten tatildesiniz. Biraz hasret giderirsiniz ha?
Aslında bunu kendisi teklif etmek istemişti ama arkadaşının yanlış anlayacağından korkmuştu. Bunu kendi istediğine göre durum anlattığından katbekat ciddiydi ve bu dönemde Canın burda olmaması gerekiyordu. Ve iyi ki, teklif etmişti Gizem...
- tamam... Alırım... Çok özledim zaten...
- e boşver sen artık bunları. Anlat bakalım, neler oluyor? Yunus la aranız nasıl? - hiçbirşey olmamış gibi arkadaşını oyalamaya çalışıyordu sanki.
Gelirken aslında çok şeyi anlatmak istemişti Keriman. Ama artık bunları konuşucak ruh halinde değildi. Çok çaresizdi. Konuşamıyordu. Yeterince samimi olamıyordu arkadaşıyla. Kocan seni sevmiyor artık, Gizem, kendine gel, biraz gururlu ol bile diyemiyordu. Hep Can... Hep Can duruyordu önünde. Kadın böyle hassas ve olanları inatla görmek istemediği bir dönemde bir de Kerimanın Canı almak için aklını karıştırmak istediğini bile düşünüp ürkebilirdi.

Müfit yalnız bir gün sonra geldi evine. Onu salonun kapısında görür-görmez yalnız konuşmak için yan odaya geçmesini istedi Keriman. Önce karşısında gerçekten suçluluk duyan bir insan gibi başını aşağı eymişti. Sonra kendine beraat kazandırmak için ona olan aşkından söz etmek istedi Müfit. Ama Keriman hemen durmasını istedi ondan. Çok ağır konuştu. Ve bu konuşmanın geldiği nokta Kerimanın son sözlerinde özetlenmişti:
- Sana Gizemi üzme demiştim, Müfit! Eğer bir daha böyle birşey yaparsan! Bir daha ona değil 0el kaldırmak, sözle bile canını yakarsan! Karar ver artık! Ya o hayatını sana adamış kadına hakettiği gibi dürüst olucaksın, ya da... Alırım Gizemi de, Canı da, giderim buralardan, bir daha yanlarına bile yaklaşamazsın!

Aslında bu iki günde arkadaşını yeniden birkaç defa kendisiyle gelmeye ikna etmeye çalışmıştı. Özellikle de Müfitle konuştuktan sonra, onların bir aile gibi geleceğine dair tüm umutlarını kaybetmişti Keriman. O yüzden boğazına kadar gelen nedenlerini söyleyemenin çaresizliyiyle tüm ısrarlarına rağmen Gizemden olumlu bir tepki alamasa da giderken kapının önünde yine kalp ağrısıyla söylemişti:
- Gizem... Biliyorsun... Kapım herzaman açık sana... Eğer olmasa, yani... olmasa... kalk gel... Teyinatını da oraya alırız, yanımızda ev tutarız Canla sana, birlikte çalışırız... Yeter ki kendini daha fazla üzme...
Dedi ve gitti.
Ve giderken hayatında üçüncü kez gözü arkada kalmıştı. İlk kez 9 sene önce Yunusu terkettiğinde, ikinci kez Candan imtina ettiğinde, ve üçüncü kez de şimdi. Göresen hayatında gözünün arkada kalmadığı bir zaman gelicek miydi?

Samsunda yaşadıkları Yunusla ilgili kabul ettiği kararları zerre kadar etkilememişti. Onunla konuşacaktı... Tüm bunlar onların ilişkilerine gölge salmayacaktı. Gizemi ikna etmenin bir yolunu bulucaktı. Oğlunun o aile kiymeti bilmeyen iradesiz herifle yaşamasına izin vermek, ya da zaten sevdiği insanı kaybetmiş olan Gizemi evladından mahrum etmek gibi bir niyeti yoktu. Alıcaktı onları İstanbula. Sadece arkadaşının gerçekleri farketmesi için biraz daha zamana ihtiyacı olduğunu biliyordu.

Eve vardıktan sonra aramıştı Gizemi. O da arkadaşını rahatlatmaya çalışmıştı:
- canım rahat ol... Herşey yolunda... Valla...

Zor sabahlamıştı Keriman. Aklını meşgul eden şeyler bir türlü rahatlık vermiyordu. Bir taraftan 3 gündür Yunustan bir haber alamaması, diğer taraftan Gizemle ilgili endişeleri tüm gece yatağında var-gel etmesine neden olmuştu. Gizemi sabahın köründe yeniden aramamak için kendini birşeylerle oyalamaya çalışıyordu. Akşama kadar kah Can la, kah ablalarında vakit geçirdi. Ama akşam yine kendiyle baş-başa kaldığında gözünü telefondan ayıramadı. Her ikisini arayacaktı. Hem Gizemi, hem de Yunusu. Ama Yunusla konuşurken aklının başka yerde kalmaması için ilk Gizemi aramaya karar verdi. Ama hem cebi, hem de ev telefonu kapalıydı kadının. Çaresizce Müfiti aradı. O da kapalı. Saysız hesapsız aramaları bir sonuca ulaşamayınca Gizemin yaşlı annesiyle konuşmaya karar verdi. Belki onlara gitmiştir diye...
Kadını aradığında telefonu açan adamın sesini ilk tanıyamadı. Ama o arayanı tanımıştı:
- Keriman, sen misin? - konuşan Gizemin kuzeniydi, Keriman nihayet hatırladı telefonda hiç duymadığı bu sesi. Ve...

İstememişti... Ardından duyduklarına inanmak istememişti... Bedeninde acımayan hücre kalmadı. Ama biraz sonra o acıyı bile duyamadı. Tepeden-tırnağa durmuştu vücudundaki hayat. Bacaklarını hissetmiyordu artık...


Kerimanın Canı götürdüğü günün gecesi Gizemlerin yan komşularının evinde gaz patlaması baş vermişti. Patlayış alt ve üst komşularla yanaşı yan daireye de geçecek kadar güçlü olmuştu. Keriman böyle kaybetmişti gençlik arkadaşlarını...

Tüm bunları ertesi gün Muhsinlerin kapısına dayanmış Yunusa anlatmıştı Esma:

- Apar-topar kalkıp gitti gecenin bir yarısı. Mahvolmuştu kızcığaz... Yalnız gitme dedim, Yunusu ara dedim, bekle yarın gidersin dedim...Söz dinletemedim ki... Valla kızın annesiyle de çok iyi anlaşıyorduk. Kahrolmuştur kadın şimdi. Aslında bende gidecektim de... Bu çocuğa kim sahip çıkıcak? O da perişan oldu yavrum. Olsun, ben gitmeyiveririm, Can iyi olsun da. Gerisi boş...- durmadan konuşuyordu Esma.

Yunusu ne kadar içeri davet etse de kabul etmemişti bu teklifi adam. Öyle kapıdaca Can duymasın diye kısık sesle konuşmak zorunda kalmışlardı.

16 Nisan 2014 Çarşamba

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 4.kısım

2 hafta sonra

- dur, hemen gitme, bir kahve yapayım sana - akşam yemeyinden dönerken onu eve bırakan ve bilgisayarında bir sorunu halleden Yunusun hemen gitmesini istemiyordu.
Ama Yunus bu duruma daha fazla tahammül edemiyordu. Sorulmayan sorular, verilmeyen cevaplar hala vardı aralarında. Buna bu gece bir son verilmeliydi:
- Keriman, dur bir dakika. Sana söylemek istediğim birşey var. - Ve bunu söyleyip elini cebine salarak ordan birşey çıkarmak üzereyken Keriman yine herşeyi yarım bırakmak istedi:
- ben yarın Samsuna gidiyorum... Canı, Gizemi çok özledim... Birkaç gün orda kalabilirim... - tedirgin olduğu anlarda hep yaptığı gibi elini boynuna götürdü.
- tamam, tamam... - dedi ve kızgınlığıyla savaş verirken kendini kapının önünde buldu Yunus.
Ama içindeki isyanla başedemedi. Geri dönüp salonun girişinde durdu ve artık tutamadığı bir kızgınlıkla:
- adam gibi bir evlilik teklifi ettirmedin ya! - ses tonunu daha da yükselterek - Adam gibi bir evlilik teklifi ettirmedin!
Yeniden odaya girdi. Cebinden bir yüzük kutusu çıkarıp daha sakin sesle:
- bu yüzüyü bir aydır cebimde taşıyorum ben... - kutuyu yavaşça masanın üzerine koydu - Ama her konuşmak istediğimde yüzündeki bu ifade onu ordan çıkarmama izin vermiyor, biliyor musun? Çıkarırsam sanki seni kırıcakmış gibi hissediyorum artık. Konuyu kaç defa değiştirdin, farkında mısın, Keriman? - sakin olmaya çalışıyordu. Sesinde hissediliyordu bu çaba - Keriman, neden bu konuda konuşmak istemiyorsun? Evlenmek istemiyor musun benimle?
-.... - susarak başını hayır anlamında salladı Keriman.
- o zaman ne?
Uzun sayılacak aradan sonra:
- ben böyle iyiyim, Yunus... - diyebildi Keriman. Kendinden emin görünmeye çalışıyordu.
- iyisin...- kendi-kendine konuşuyormuş gibi sakin sesle dillendi Yunus - Böyle iyisin demek... Ama ben iyi değilim, Keriman.. Keriman, o kağıt parçası ve üzerindeki imzanın benim için de birşey ifade etmediğini biliyorsun, değil mi? Eğer evlenmek için başka bir nedenim olduğunu düşünürsen, sana çok kırılacağımı da biliyorsun, değil mi? Ama ben artık sevdiğim kadının elinden tutarak çıkmak istiyorum bu evden!!! Ona heryerde sarılabilmek istiyorum!!! Allah kahretsin, bu perdelerin daha fazla kapanmasını istemiyorum ben! - zaten açık olan perdeleri sinirle biraz daha açtı - Böyle kavgalar ettiğimizde nereye gidersek gidelim, sonra döneceğimiz ortak bir evimiz olsun istiyorum!!!
- yapalım... - Keriman da sesini kaldırmak zorunda kalıyordu artık - Yapalım, Yunus, tut elimden, sarılalım istediğin yerde. Daha kapatmayalım perdeleri. Ama...

- Olmuyor, Keriman! Görmediğimi mi sanıyorsun? Ben seni tanıyorum, Keriman, biliyorum! ... O zaman niye ha? Niye yapmayalım bu zaten önemsemediğimiz şeyi? Ne var bunda?
- Zor.. Çok zor... - başını sağa-sola sallayarak daha fazla saklayamadı çaresizliğini Keriman. Gözyaşlarını sessizce serbest bıraktı.
- Bitanem, sorun ne? Ha? - sesinin tonunu azaltmıştı Yunus - Can mı? Nasıl düşünürsün böyle birşeyi? Ha? Bak, - çenesinden tutup başını kaldırmasını ve yüzüne bakmasını istedi. Sonra da kollarından tuttu - Onunla ilgili ne karar kabul edersen et, yanındayım ben... Bunu bilmeni istiyorum... İstersen bizimle birlikte kalabilir. Ya da evimizin yanına taşınırlar, ha? İstersen biz Samsuna taşınalım ha? Müfitlerin yanında bir ev alırız. Ne istersen yapalım... Gerçekten..Yeter ki yüzün gülsün! Ve yeter ki yanında olayım!

Keriman ağlıyordu. Ağlıyordu ve aynı zamanda da susuyordu. Yunusu en çok kıran, kızdıran da buydu. Keriman yine kaçıyordu ve yine susuyordu. Ne farkederdi ki? Kilometrelerce uzaklarda sussun, ya da bir adımlığında. Önemli olan ona hala bir cevap verecek kadar güvenememesiydi. Hala kollarında olan ellerini gevşetti ve sonra bıraktı kadını. Artık daha fazla baskı yapmayacaktı ona. O da susacaktı. Herşeyi akışına bırakıcaktı. O yüzden daha fazla konuşmadan evi terketmek istedi. Kapıya yönelirken gözü masanın üzerine bıraktığı yüzük kutusuna takıldı:
- bu konuyu bir daha açmayacağım, - kutuyu eline aldı - ama bu kutu hep cebimde olucak...- dedi ve yeniden cebine koydu.
Ve gitti...

Gitti ama arkasında kendine en az onun kadar kızgın olan bir kadın bıraktı.

Arabasına binmeden var-gel ettiği sokaklarda açıp içindekine bakmaya bile kıyamadığı kutuyla baş-başa kalmıştı...

Sabaha kadar uyuyamadı Keriman. Farkındaydı. Herşeyin farkındaydı... Yunusun böyle bir muameleyi haketmediğinin farkındaydı... Kendisinin yine çok korkak, cesaretsiz davrandığının da farkındaydı. Ama bu kez daha çok düşündü... Ve nihayet bir karara vardı. Artık kaderini kendi ellerine almanın zamanıydı. Artık daha cesur adımlar atmanın zamanıydı. Keriman gibi kaçmayacaktı artık. Yunus gibi yüzleşecekti, üstüne-üstüne gidecekti. Zamanla öğreniyordu ondan bunu. Kalbinin sesini dinledi.... O ses ona Yunus dedi. Ve hep böyle olucaktı bundan sonra... Yunusla ilgili herşey için yalnız kalbine başvurucaktı.

Can mutluydu... Önemli olan da buydu zaten... Ona olan haklarını Gizemin kollarına bıraktığı anda kaybetmişti. Herşey olduğu gibi kalıcaktı. Yunusa hayatında yeniden hoşgeldin dediği ana kadar nasıl dayandıysa, öyle de devam edicekti. Canın hep bir Keriman teyzesi ve Yunus amcası olacaktı. Yunusa güveniyordu... Çok güveniyordu...

Yarın geleceğine dair Cana söz vermişti. O yüzden Samsuna gitme fikrini kısa süreliyine de olsa erteleyemedi. Ama fazla geç kalmayacaktı. Yunusa artık hiçbir zaman geç kalmayacaktı...

15 Nisan 2014 Salı

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 3.kısım

- hiç mi nefret etmedin?

Buraya oturduklarından nerdeyse 15 dakika geçiyordu Keriman bu soruyu sorduğunda. Bu sakin ve serin yaz akşamında sahilde yürürken kumsallıkta oturdukları yerden kalkıp gitmeye hazırlanan bir çifti yanlarındaki ateşi söndürmek istediğinde görüp öylece bırakmalarını rica etmişlerdi. Onlar gittikten sonra ateşin yanında yerlerini aldılar.
Keriman önde Yunus arkadan ona sarılmış yüzü denize taraf oturup bir süre denizi dinlemişlerdi. Yakındaki açık bir bardan akustik gitarın eşliğinde şarkılar sesleniyordu. Kerimanın elleri kendisini sarmış kolların üzerinde geziniyordu. Bu huzurlu ortamın büyüsünden uyanmak biraz zor gelmişti Yunusa:
- canım?
- hiç mi nefret etmedin benden? - büyüyü bozduğu için pişman olmuştu ama bunları konuşmaya en çok Yunusun ihtiyacı olduğunu düşündüğü için tekrar etti Keriman.
- belki gülüceksin ama... ben gitmene hiçbir zaman inanmadım ki... Hep o... O ... kapıyı açıp geliceksin gibi bir his vardı... Sanki biryerlerde hep bir "sen" vardın.. Biryerlerde hep vardın... Belki bu yüzden çok kızamadım sana... İnsan kendisini terkettiğine inanmadığı sevgilisine nasıl kızabilir ki... Kendime bile itiraf edemiyordum bunu... Aslında buna ne ad verilir bilmiyordum bile, beklemek mi, umut mu, saplantı mı? Bilmiyorum... Ama olmadı bir türlü... Çok çalıştım, olmadı... Aksine ikna edemedim kendimi...

Sevdiyi adam konuştukça kulağında onun ılık nefesini hissediyordu Keriman... Bu sıcaklığı duydukça şirin bir rüyaya dalıcak kadar uzaklaşıyor, içindeki "ben" yeter, daha fazla zorlama diyordu... Ama devam etmeliydi... Bu konuşma çok geç olmadan baş tutmalıydı:
- seni çok büyük hayal kırıklığına uğrattım - vicdanının sesini dindiremiyordu Keriman. Yunusun kollarını bırakıp kendi parmaklarıyla oynuyordu.

- değil... Öyle değil... Senin gibi bir kadın... Yani senin gibi kadın yalnız böyle davranırdı, aynısını yapardı belki de... Asıl ben kendimi büyük hayal kırıklığına uğrattım... Önceden anlamalıydım... Aklım nerdeydi benim? Farketmeliydim... O herifin sana olan .... Anlamalıydım...
- Yunus, ... - başını kaldırıp ona baktı Keriman.
- O zaman yaptıklarımı düşündükçe şimdi ısrar ettim diyemiyorum..
- hayır... - bu kez ona taraf döndü artık.
- Gerekirse aylarca kapında yatmalıydım - gözlerini bir noktaya dikip kendine olan aylarca, hatta yıllarca birikmiş kızgınlığın hala yalnız görünen kısmını paylaşıyordu.
- Yunus, yapamazdın...
- evet, o zaman, yani sen bana o gün öyle bakarken imkansız gelebilirdi... Ama şimdi... Herkesten hesap sormalıydım! Herkesi karşıma dizip... Anlardım, gözlerinin içine bir-bir baksaydım anlardım...
- yapma, Yunus, yapma bunu kendine.... - elini onun yanağına koydu.
- Hayatım boyu yaptığım, yapmadığım hiçbir şeyden pişman olmadım...

Keriman Yunusu dinledikçe, yeniden kızarmış gözlerine, kireç kesilmiş yüzüne baktıkça onun hala iyi olmadığını bir daha farkedebiliyordu... Böylelikle bu konuşmayı başlattığı için hem kendine hak kazandırıyor, hem de pişman oluyordu. Hak kazandırıyordu, çünki Yunusun bunu şimdiye kadar ve böyle devam ederse bundan sonra da hiçkimseyle paylaşmayacağını biliyordu. İçini dökerse rahatlayacağından emindi. Pişman oluyordu çünki kendisini yarı yolda bırakmış kadına olan kozgınlığını, onun yüzünden çektiyi acıları paylaşıcak derken yine kendini suçluyordu bu adam. Onun canını yeniden acıtıyordu ve buna dayanmaya güç bulamıyordu kendinde. Hala onun yanağında olan elini sakallarında gezdirerek gözünün içine baktı:
- Yunus, rica ediyorum, hatta yalvarıyorum... Bu yalnış düşünceleri çıkar aklından. Senin vicdanın temiz.... Nolur... Benim kendi vicdanımı temizlememe 10 sene yetmedi... O yüzden sakinleştir vicdanını... Yoksa bunun altından çıkamayız biz... - bir az ara verdi, elini onun yüzünden çekti, yine parmaklarıyla oynamaya devam etti

- Gülüceksin dedin ama söylediklerini benden daha iyi anlayacak birini tanımıyorum... Hala neden bu kadar güçsüz, cesaretsiz, hatta korkak davrandım diye soruyorum kendime... Ama cevabı da basit: çünki korkaktım, çünki cesur değildim... Keşke daha cesur olsaydım diyorum hep... - yine durdu, başını kaldırıp Yunusun yüzüne baktı. Devam etmek zorundaydı - Ama bunun sonu yok, çünki biz biziz, anlamıyor musun? Yani şimdiki aklımız olsaydı belki yine aynısını yapardık, Yunus. O yüzden yeter bence... - yine denize taraf döndü.
Biraz sustuktan sonra:
- Denizi duyuyor musun? Bırakalım ona herşeyi... Alıp götürsün...

İhtiyacı olduğu kısa bir sessizlikten sonra:
- Keriman, ... biz çok fazla zaman kaybettik... Daha fazlasını kaybetmeyelim... - diyerek birkaç hafta önce ertelemeyi lazım bildiği konuya yeniden dönmek istedi Yunus.
Ama yine olmadı. Bilerekten mi yapıyordu Keriman, yoksa zihinaltı bir içgüdü müydü onu her seferinde Yunusun evlilik teklifini dile getirmesinin karşısını almaya iten? Bilmiyordu...
- şarkıyı duyuyor musun? - bu soruyla kesmişti onun sözünü Keriman.
Aynı bardan büyük olasılıkla rusyalı turistler için akustik gitarda
 DDT adlı meşhur bir rus rock grubunun  (eto vsyo)
şarkısı sesleniyordu (dinle: http://youtu.be/rjp9w1EyT5o)

- Ne diyor o şarkıda biliyor musun? "eto vsyo, şto ostanetsa posle
menya,"- yani bunlar, giderken bırakıcaklarımdır..., "eto vsyo, şto
vozmu ya s soboy" - bunlarsa, kendimle götürüceklerim...
- çevirdikçe aslında daha farklı algılanmalı olan sözlere tam da ihtiyaçları olan bir anlamı verebildi Keriman. - Bırakalım burda bırakmak istediklerimizi, Yunus. Götürmek istediklerimizi de alalım giderken...
- Güzelmiş... - bir süre dalıp şarkının dalgalarla, dalgaların ateşin dilleriyle sohbetini dinledi Yunus.
Birden önemli birşeyi kaçırmış gibi sordu:
- Hem sen nerde öğrendin rusçayı bakiyim? Önceler bilmiyordun?
Keriman güldü:
- beyefendi, bunca zaman hep yeyip yattığımı mı düşündünüz siz? Bir bilseniz hele neler yaptım ben?
- öyle mi? Konuşun bakalım o zaman, neler yaptınız, hanfendi... - İkisi de gülüyordu artık.
- tamam ... - diyerek yeniden ona taraf döndü, yerini rahatladı ve hevesle konuşmaya başladı Keriman.

Bu yıllar boyunca kaybettiklerinden değil, kazandıklarından konuşuyorlardı artık. Deniz, gitar sesi ve ateşin kıvılcımları etraflarını sararak koruyordu sanki tüm kötü düşüncelerden.

14 Nisan 2014 Pazartesi

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 2.kısım

Yunus çatalı bırakıp Kerimanın ellerinden tuttu:
- Keriman...
Devam etmesine izin vermemişti Keriman. Gülümseyerek:
- bugüne Mügeye söz vermiştim, onunla birkaç işimiz var da... - diyerek gerçekten Mügeye söz verdiğini hatırladı ama bunu şimdi söylemeye gerek olmadığını da biliyordu...
- tamam...- bu konuşmayı yapmak için doğru bir zaman olmadığını biliyordu Yunus.

Onu o kadar iyi tanıyordu ki, kendi adını çağırma tarzından anlayabiliyordu önemli birşey söyleyeceğini. Ama bu önemli şeyi duymaya hazır değildi henüz. Ne zaman hazır olacağını da bilemiyordu. O yüzden dün gece dans ederken de, şimdi ciddi bir şekilde "Keriman" diye hitab ederken de konuyu aniden değiştirmiş buldu kendini. İşte böyle çaresiz bir durumdaydı Keriman. Çok çaresiz hissediyordu kendini...

Bu çaresizliğin nedenini kendine bile itiraf etmekte zorlanıyordu. Ama biliyordu - Can dı.

Hayatında tanıdığı insanlar arasında baba olmayı en çok hakeden kişiydi Yunus. Bu kişiliğin kendinde bu rolü de barındırdığını görebilmek için yeğenine ve yalnız yeğenine değil, yakınındaki tüm çocuklara, gençlere olan ilgisini, babacan, korumacı tavrını görmek yetiyordu. Baba olmak için herşey vardı bu adamda: istek, kaygı, koruma içgüdüsü, sevgi, hassasiyet, duyarlılık, sabır ve birçok şey daha... Ama...

Oğlu başkalarına anne-baba derken, başka şehirdeyken, yeri geldiğinde bazen ihtiyacı olduğu, elde etmek istediği şeylere baka kalırken, Yunusla evlenip nasıl çocuk doğurabilirdi ki?. Nasıl o çocuğu binbir naz nimet içinde büyütebilirdi ki?.. Birini bazen haftalarla göremezken diğerini tüm gün nasıl koynunda besleyebilirdi ki?! Hergün, her saniye, her an ona baktığında bu acı gerçeğin bir daha farkına varıp mutsuzluğuyla üzmeyecek miydi Yunusu?
Zehir etmeyecek miydi yıllarca hayalini kurduğu evlilik hayatını?
Yine herzamanki gibi takılıp kalmıştı böyle. Fazla ileriyi düşündüğünü biliyordu. Böyle şeyleri bu kadar önceden düşünmenin bazen gülünç gelebileceğini de biliyordu. Hatta tüm bunların Yunusun aklının ucundan bile geçmediğini de. Ama işte böyle biriydi Keriman. Olmuyordu...
Tüm bunlar yokmuş gibi davranamıyordu.
Canı onlardan alamazdı, böyle bir hak görmüyordu kendinde. Yunusa da bu haksızlığı yapamazdı. Onun seve-seve Canı büyüteceğini biliyordu, ama yine kıyamıyordu onlara. Ne gerçek annesinin kim olduğunu bilmeye hakkı olan Cana, ne de kendi çocuklarını büyütürken onlara göstereceyi babalığı Cana da göstermek zorunda bırakacağı Yunusa... Kıyamıyordu... Ve bu belirsizliyide haketmiyordu Yunus...

Yine çıkış yolu bulmakta çok zorlanıyordu Keriman... Zamanla kendini daha büyük bir çıkmaza sürüklediğini hissediyordu... Yunusu kapıdan uğurladıktan sonra bile bu düşünceleri kovamadı aklından...

---------


13 Nisan 2014 Pazar

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 3.bölüm.. 1.kısım

Hoşgeldin...

En büyük hayaliydi ondan çocuk sahibi olmak. Hem de ona çok benzeyecekti bebekleri. Özellikle de gözleri...
Uzun süre yaklaşamamıştı Cana. Hep birşeyler arıyordu çocuğun yüzünde. Acaba içindeki Yunustan birşeyler katabilmiş miydi ona? Aradığını bulamayınca büyük hayal kırıklığına uğrar, yine kendine kapanır, aklını keybedecek gibi olurdu.
Zamanla vazgeçti bu arayışlardan. Olgunlaştığından mı, iyileştiğinden mi, yoksa annelik duygusuna yenik düştüğünden mi, barıştı bu gerçekle. Aklına geldiğinde tiksindiği hatıraların bu masum çocukla arasında yaranmış kutsal bağın üzerine gölge salmasına izin vermiyordu artık. Canın bir günahı yoktu. Bu gerçeğini hiçkimse ve hiçbirşey silemezdi aklından ve yüreyinden.

Çok acıkmıştı Keriman. Dün akşam da heyecandan, Yunusun bakışlarından birşey yiyememişti. Sabah onun yanında uyandığında kendini çok halsiz hissediyordu. Yunusun gözüne böyle görünmemek için kalkması gerekiyordu.
Kalkmadan önce yanında yüzüste uyumuş sırtı açık adamı izledi biraz. Baktığında içini ısıtan ama şimdi kapalı olan gözlerini, aralı kalmış dudaklarını, siyah saçlarını... Herbirine ayrı-ayrı dokunmak istedi yeniden. Ama uyandırmaya kıyamadı. Sadece biraz uzanıp elini hafifce sırtına dokundurdu, küçük bir öpücük kondurup çarşafı azcık üzerine çekti ve kalktı.
Sabahlığını giyip hemen mutfağa verdi kendini. Buzdolabından birşeyler alıp masanın üzerine bıraktı ve aceleyle yemeye başladı. O kadar kendini kaptırmıştı ki, kendisinden birkaç saniye sonra kalkıp mutfağın kapısından onun lokmaları tatlı bir açgözlükle ağzına tıkıştırmasını izleyen Yunusu görememişti. Başını kaldırdığında yine kaşlarını kaldırıp gülümseyerek ona bakan adamı gördü ve çok utandı:
- ya, kusura bakma, sensiz yemeye başladım ama bu kahvaltı değil... Şimdi hazırlayacaktım zaten birşeyler - deyip ayağa kalktı.
Yunus mutfağa girip:
- hayır-hayır, sen devam et canım, ben de birazdan katılırım sana - yine gülüyordu Yunus.
Kerimanın hala buzdolabından birşeyler almaya yeltendiyini görüp elinden tuttu ve yerine oturttu:
- hatta gel buraya. Otur. Bu kez ben hazırlayacağım birşeyler.
- Öyle mi? Ne yapıcaksın benim için? - tatlı bir şaşkınlıkla sordu Keriman.
Tam ciddiyyetiyle işe koyulan Yunus başını çevirip ona baktı:
- amlet yapıcam sana, amlet. Bırak ben de sana en iyi becerdiğim şeyi yapayım, değil mi?
- tamam - deyip elleri koynunda onu izlemeye başladı Keriman. Ne kadar özlemişti bu tüm kaygılardan arınmış hallerini sevdiği adamın.
Kahvaltı hazır olduktan sonra masaya oturdular. Çok aç olduklarından mı, yoksa Yunusun gerçekten iyi yaptığından mı amlet çok lezzetli gelmişti onlara:
- Yunus, ama bu çok lezzetli. Bundan sonra hep böyle yapıcam sabahları - kendini yine tam olarak yemeye veremese de öyle görünmeye çalışıyordu Keriman.
- Gel buraya. Seni kendi ellerimle besleyeceğim - kendi tabağından biraz yemek alıp gerektiği kadar yemediğini düşündüğü Kerimana uzattı Yunus - ben yokken birşey yemiyorsun, onu anladık...

Yunusun elindekini gülerek aldıktan biraz sonra:
- sen varken de yiyemiyorum... - zarif bir utangaçlıkla seslendi bu samimi itiraf Kerimanın dilinden...
Kipriklerini indirip gülümsedi...
Bu sözleri duyduğu anda göğsünün delindiğini hissetti Yunus... Gülümsemeye çalıştı ama beceremedi... Lokması boğazında tıkandı sanki... Gözleri doldu... Başını aşağı salıp kendini yemek yiyormuş gibi göstermeye çalışan kadının sabah uykudan kalktığında bu kadar salaş haliyle bile güzel yüzüne, uzun kipriklerine, siyah saçlarına, zarif omuzlarına, hassas parmaklarına, kenarları kaçan dudaklarına baktı... Var gücüyle sarıp-sarmalamak istedi onu... Ama yine kıyamadı... Ne kadar çok aşıktı ona... Ne kadar çok seviyordu... Hiçbir kelime ifade edemezdi bu duyguyu... Fazla konuşmazdı zaten duygularından Yunus. Böyle şeyleri sözlerle olduğu gibi ifade edememektense söylememeyi tercih ediyordu. Ve bunu çok iyi biliyordu Keriman. Zaten o bakışlarda, o vücut dilinde günde yüz kere, bin kere alabiliyordu bu aşk itirafını.
Fazla söze gerek yoktu.
Elini Kerimanın yanağına götürdü, okşadı. Keriman gözlerini kaldırdı nihayet. Bu bakışlardaki naiflik bazen acıtıcak derecede etkiliyordu Yunusu. Bu güzelliği her sabah kalktığında görmek istiyordu. Çok uzun zamandı istiyordu. Çok istiyordu...

- bu gün napıcaksın? - biraz sonra seslendi ona Yunus - Şimdi ben işe gitmeliyim. Ama akşam... - devam etmek isterken önemli bir ayrıntıyı unutmuş olduğunu düşündü - Şey... meraketme, çıkarken kimseye görünmemeye çalışırım...
- bunun için endişelenmene gerek yok...- diye Keriman ciddi şekilde söyledi.
- biliyorum... Ama ...
- artık böyle şeyler umrumda değil, biliyor musun? - bu kez bir az gülümsedi.
Yunus çatalı bırakıp Kerimanın ellerinden tuttu:
- Keriman...

12 Nisan 2014 Cumartesi

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 2.bölüm.. 5.kısım

Keriman salona döndüğünde mum ışığına eşlik eden müzik sesi yayıldı odaya (dinleyin, Timuçin Esen "Ben kadere karşı").

Yunus gelip Kerimanın önünde durdu:
- dans edelim mi? - deyip cevap beklemeden Kerimanın bir elini göğsünün üzerine koydu bırakmadan. Diğer eliyle belinden tuttuğunda Kerimanın da boşlukta kalan elini onun kolunun üzerine koymasıyla dahil oldular müziğin sihirli dünyasına. Biraz sessizce dans ettiler.

- İlk dansımızı hatırlıyor musun? - sakin ve özel bir ses tonuyla sordu Yunus. Bu sesle yalnız Kerimanla konuşabilirdi heralde.
- ya, hatırlatma bana o rezilliyimi - çok utandı Keriman.
- biliyor musun, bir an kollarımda bayılıcağını sanmıştım - artık gülüyordu.
- haa, demek o yüzden öyle sıkı kavramıştın beni...
- tabi canım, eğer bayılırsan yere değil, üzerime düşesin diye - gülmeyine devam ediyordu ama Keriman hala gülecek halde değildi.
Ciddi şekilde kendine beraet kazandırmak ister gibi:
- yani, sonuçta ilk defaydı. Yani öyle değil de, yani sadece dans değil de...
- tamam, tamam, anladık - yeniden gülmemek için büyük çaba sarfediyordu Yunus:
- gördüğüm kadarıyla da fazla birşey değişmemiş - diye Kerimanın yanaklarının kızardığına işaret etti. Bu kez birlikte güldüler.

Gülüşleri aynı anda kesildi. Gelen tek ses şarkınındı. Sonra göz-göze geldiler. Yunus çok ciddileşmişti. Ama yine de aşkla bakıyordu. Kadının gözlerinin derinliklerine dalıp içten bir sesle:
- seni özlüyorum - dedi.

Keriman bu iki kelimenin anlamını, gerçekliyini tüm varlığıula hissetti. Yunus devam etmek istiyordu. Çok önemli birşey söyleyecekmiş gibi o güven veren sesiyle yine içten:
- Keriman... - dedi.
Keriman onun devam etmesinden korkuyordu. Bu kelimelerin ardından gelebilecekleri mümkün oldukça ertelemek istiyordu. Geleceyi düşünmek istemiyordu. Eğer düşünürse bu geceyi haram edeceğinden korkuyordu. Anı yaşamak istiyordu. Yunusun avucunun içindeki elini kaldırıp onun yüzüne dokundurdu. Hafifce okşadı. Sonra gözlerini baktığında dünyaları bulduğu o gözlere dikip bir o kadar büyük bir özlemle:
- seni seviyorum - dedi.

Bunca zaman ona olan aşkı yüzünden yaşadığı herşey, onsuz geçirdiyi her an, göğsünde duyduğu acının her saniyesi kollarındaki kadının tek bu iki kelimesine deyerdi...Ardından gelen öpücük ise sıcak kanın vücudunun her noktasına nüfus etmesine neden olmuştu Yunusun. Kollarını Kerimanın beline daha sıkı dolamıştı.


11 Nisan 2014 Cuma

Vicdan - Senaryo (Azadali ) 2.bölüm.. 4.kısım

Yemek hazır olduğunda Yunusun dolaplarda birşey aradığını farkeden Keriman sordu:
- ne arıyorsun sen?
- mum
- ne?
- mum, mum. Mum var mı?
- napıcaksın mumu?
- e sen mumların yerini söyle, gerisini bana bırak.
- orda, yukarda dolapta.

Keriman masayı kurmak için salona girdiğinde donup kaldı. Yunus odanın ışıgını kapatmış, yalnız kanepenin arkasındaki abajurları saklamış, masanın üzerinde iki tane mum yakmıştı.
Yine Yunusun bayıldığı o muzip bakışıyla gözlerini kıyarak nazla gülümsedi:
- napıyorsun sen?
- e hadi artık, Keriman, açlıktan öldüm.

Masayı kurdu. Çok fazla birşey hazırlamış olmasa da herşey çok güzel görünüyordu. Her an yemeye başlamaya hazır olan Yunusa bakıp dedi:
- e bu şartlarda benim üzerimdekiler bir işe yaramıyor. Ben bir üzerimi deyiştireyim.
- gerek yok, Keriman, çok güzelsin, hadi otur - sabırsızlandı Yunus.
- yok-yok! Kendine baksana. Giymişsin takım elbise falan (Yunus işten geliyordu). - deyip odasına kaçtı Keriman.

Şifonerden çok sevdiği koyu mor renkde yakalığı V şekilli, dirsekten
kolları olan ve dizlerinden bir az yukarda duran trapez şekilli eteyi olan sade bir elbiseyi alıp giydi.
 Bu elbise incecik belini daha da belli ediyordu.
 Saçlarını özenle topladı. Gözlerini siyah kalemle vurguladı.
 Bej renkli topuklu ayakkabılarını giydi ve Yunusun yanına döndü.

 Kapıdan girdiyinde Yunus arkası kapıya taraf dayanmış, dolabın üzerindeolan bilgisayarda birşeylere bakıyordu. Ayak seslerini duyunca döndü.
Ve durdu. Bir süre durdu ve baktı. Hiçbir şey söyleyemeden,
nutku tutulmuş bir şekilde gözlerini ondan ayırmadan masaya yaklaştı. Birşey söylemesine gerek yoktu zaten, bakışları yetmişti Kerimanın yanaklarının allanmasına. Sandalyeyi çekti ve yine hiçbir şey söylemeden bekledi. Keriman yerini aldıktan sonra acele etmeden kendisi de oturdu.
Bayaktan açlıktan bayılıcak gibi olan adam şimdi elini masaya uzatmayı unutmuştu. Keriman bunu farkedip Yunusa servis yapmaya başladı:

- senden bir hayır yok, bari ben birşey yapiyim.
- ben doydum artık - dedi Yunus ve güldüler...

- ellerine sağlık, herşey çok güzeldi - gerçekten güzel geçen bu akşam yemeyinden sonra söyledi Yunus.
- gerçekten mi?
- evet, gerçekten. Niye? İnanmıyor musun?
- evet, yani belki de haklısın. Sonuçta en iyi becerdiğim şeyi yaptım bu gün senin için - diye şımarıklık yaptı Keriman.
- e birdahaki sefere bundan kötü mü olucak yani?

Kerimanın bu sözlerden sonra yüzü asıldı. Yunus kahkahayla gülmeye başladı:
- şaka-şaka
- o zaman ben toplayım bunları - deyip yine şımarık çocuklar gibi asık bir yüzle masayı toplamaya başladı. Yunus ona baktı, gönlünü almak için ne yapabileceğini düşünerek ona yardım ermeye başladı. Keriman mutfaktayken yeniden birkaç dakikalığına bilgisayarın önüne geçip bayak yarım bıraktığı işi devam ettirdi.